Bu Blogda Ara

22 Ağustos 2012 Çarşamba

BAŞAK BURCU VE BAŞAKLARIN BİLİNMEYEN YÜZÜ , BAŞAK AYI BOYUNCA BURÇLARA ETKİLER






Temel İlkesi : Üretirim.




Düzenli,üretici ve güçlü zekaya sahip olmaktan keyif alır. Hem bedenini hem de zihnini geliştirir , çünkü işleri en iyi seviyeye getirmek isteği çok kuvvetlidir.




Hasat zamanı doğmuş olmanız nedeni ile üretmek konusunda çok iyisiniz. İnsanlık ile ilgili bilgi birikimi sayesinde , Başak'ın rolü , bize neyin değerli olup neyin olmadığını göstermektir. Başak modern kadın ya da erkeğin bir sembolü olabilir , organizasyon ve iletişim yeteneği çok gelişmiştir. Hayatlarının amacı her zaman çok üretken olmaktır ve bu da başakların sürekli olarak kendi performanslarını eleştirmelerine neden olur. Bazıları Başaklar için eleştirisel diyebilir ama aslında bu onların idealist bir burç olduklarının göstergesidir. Hasat zamanında doğan başak dokundukları her şeye tam potansiyel sağlamak isterler. Başaklar dünyevi ve pratik tabiatlıdır. Bu özellik bu burcun hayalleri gerçekleştirmesine neden olur , aşkta Başak kadını ya da erkeği kişisel olarak tutkuludur. Yıllar geçtikçe Başaklar hep sadık kalacaklardır, sevgileri her zaman derin olacaktır.




'Tırtıl, kadife çiçeklerini ölçen tırtıl, bana öyle geliyor ki durmalı ve görmelisin, onların ne kadar güzel olduklarını'

-Susam Sokağı


Başaklar da tırtıllar gibi olabilirler. Sınıflandırma, analiz etme ve ayırt etmeyle o kadar meşgullerdir ki, çiçekleri ve hayatın onlara sunduklarını yaşamayı unuturlar. Bizler de haritamızda Başak'ın olduğu yerde aynı şeyi yapma eğilimindeyiz. İlişki evinde Başak olan bir adamın haritasını çıkarmıştım. Yorumlar sürekli onun ilişkileri üzerineydi. Sevgilisi hakkında her şeyi bilmek istediğini söyledi. Sonunda, artık sabırsızlandığımda, ona 'sevgilini sınıflandırmak ve eleştirmekle o kadar meşgulsun ki onun keyfine varamıyorsun' dedim. O sanki kelebeklere bayılan ve onlara sürekli bakabilmek için onları avlayan ve tahtalara iğneleyen birine benziyordu. Bazen bir deneyimi sınıflandırmak, ona teslim olup ortasına atlayıvermekten daha kolaydır. Bize bir kontrol duygusu verir. Tırtıl Sendromu Başaklar'ın hayatlarının küçük bir bölümüne odaklanmalarına ve onunla takıntılı hale gelmelerine sebep olur. Bu yüzden, bazen hayatın çok küçük bir parçası hakkında bilinmesi gereken her şeyi bilirler, ama sonunda hiç bir şey bilmediklerini anlarlar. En küçük parçayı bulana kadar keser dururlar, ama en küçük parçaya geldiklerinde ne aramakta olduklarını çoktan unutmuşlardır. Başak bir mükemmelliyetçi de olabilir. Bu onların hayata zum yapma ihtiyacından kaynaklanır. Eğer herhangi bir şeye zum yaparsanız, elbette bir kusur bulursunuz. Başak'ın öğrenmesi gereken şey kusurların genel kusursuzluğun bir parçası olabileceğidir.

Eleştiri de Başak için önemli bir nokta olabilir. Moralinizi bozmayı seven kaba insanlar değillerdir. Kendilerini diğerlerine yaptıklarından yüz kat daha fazla eleştirirler. Bir Başak'a ne kadar yakınsanız, o kadar çok eleştiriye maruz kalırsınız. Neden? Sizin mükemmel olmanızı isterler. Ama katılıyorum, 'As good as It Gets' filmindeki karakter gibi, düzen ve alışıldık şeylere ihtiyaçları onları takıntılı ve zorlayıcı yapabilir.

Kusursuzluk ;Başak ın hedefi budur. Kendi potansiyellerinin en üst, en arıtılmış düzeyine çıkmaktır.Hangi doruğa ulaşırsa ulaşsın hedefi daha yukarıdır. Saflık, doyum,anlam içerme, zor işler ve ulaşılması zor hedefler Başak ın konularıdır.Başak ın ana kaynağı kişisel dönüşüme (transformasyona) duyduğu açlık ve mükemmellik duygusudur.Gerçeklerle ilgili kılı kırk yaran, vicdanlı bir dürüstlüğü vardır. Mükemmel ile gerçek arasındaki gerilim Başak ın büyümesini hızlandırır, yönlendirir ve onu değişime zorlar. Asla halinden memnun, kayıtsız değildir. Repertuarında tembellik yer almaz. Kişisel önemini abartmaya karşı kendini sigortalamış olması onu mütevazi yapar. Stratejisi hizmettir. Başak kendisine içsel olarak bakar, parlatılabilecek özelliklerini bulur ve pragmatik gerçekçiliğiyle yollar bularak bunları dünyaya sunar. Özen, dikkat ve sabır gerektiren işler, sorumluluk duygusu, insanlara hizmet Başak a çok doğal gelir. Gölgesi kaynağı olan kusursuzluk anlayışının çarpıtılmasıyla ortaya çıkan sakatlayıcı ve yok edici öz eleştiridir. Bunu dış dünyaya eleştiricilik, alaycılık ve çevresindeki herhangi bir şeye (veya her şeye) olumsuz bakarak yansıtabilir.






Öğrenmesi gereken; kendisini affetmektir. Kendisini yargılama kapasitesini kendisini olduğu gibi kabullenerek törpülemelidir. Aksi taktirde, sıkıcı bir şüphe ve kendini kısıtlama çizgisine gider. İçsel bir eksikliğini özverili davranarak saklama duygusundan kurtulmalıdır. Detaylarda kaybolmadan bütünü görebilmesi için gerekli ile gereksizi ayırmasını öğrenmesi şarttır.

Zodyak çemberindeki ilk öğrenme otomatik öğrenmeyi (etrafımızda algıladıklarımızı isimlendirmeyi, konuşmayı, yazmayı, taklit etmeyi) temsil eden İkizler burcuyla karşımıza çıkar. Anne karnından ayrılıp kendimizi ayrı bir varlık olarak kabul ettikten sonra bir çevremiz olduğunun farkına varır, bu çevre ile etkileşim içine gireriz. İhtiyaçlarımızı anlatmak, neler olduğunu anlamak için etrafta dolaşan ortak dili, eşyalara ne dendiğini, kavramları taklit ederek -duyarak, söyleyerek- otomatik olarak öğrenmeye başlarız. Bu öğrenme olgusuyla ilk karşılaşmamızdır.

Zodyaktaki ikinci öğrenim durağı ise Başak'tır. Bu süreçteki öğrenme İkizler’den farklıdır. Başak, benliğin dolaysız olarak ifade ettiklerini, ortaya çıkardığı ham yaratıcılığı ve yeteneğini işlemek, parlatmak ve gerçek mükemmelliğine kavuşturmak üzere, bir önceki burç olan Aslan’dan devralır. Aslan’dan sonraki bu süreç bir cevherin -bir hammaddenin- işlenmesi ve daha büyük bir bütünün içinde işlev görebilmesi ve faydalı olabilmesi için hazır hale getirilme sürecidir. Sahip olduğumuz zeka, yetenek ve becerilerin geliştirilip somut bir şekilde başkalarına, içinde bulunduğumuz dünyaya yararlı olacak şekilde hizmet olarak sunulmasıdır. Bu bakımdan Başak’taki öğrenme daha spesifik ve ustalaşmaya yönelik bir öğrenmedir.

12 Burçluk Zodyak çemberinde Başak 6.burç olarak bütünlenmeye giden yolda kişisel sürecin tamamlanmasını sağlar. Bu devre artık kendini düzenleme, daha büyük bir bütüne ulaşmak üzere dışarıya açılmaya hazırlanma aşamasıdır ve bilgiyi toplamaktan ziyade hazmetmek, işe yarar hale getirmekle ve bilgiden öğrenmekle ilgilidir. Bu öğrenme, yetenekleri geliştirme becerisini ve daha sonra karşılaşılacak farklı durumlarda da uygulayabilme becerisini kazanmaktır.

Başak, yöneticisi olan, algı ve öğrenmenin temsilcisi Merkür’ün dikkati ile detaylara ve ince ayara yönelir. Aynı zamanda Başak’ın bir toprak burcu olmasından dolayı bu öğrenme, sadece soyut akılla değil yaşadığımız somut dünya ile ilgilidir. İkizler sürecinden sonra geçilen ve mutlaka tamamlanması gereken, ham bilgilerin düzenlenmesi, ayrıştırılması, gerekli olanın alınması ve teorik bilginin yaşadığımız günlük hayatta somut bir şekilde uygulamaya geçirilmesiyle ilgili bir süreçtir.

Bu süreci nasıl tamamlayabiliriz? Teorik olarak öğrendiğimiz bir bilgiyi günlük hayatta uygulamayı nasıl öğrenebiliriz? Burada Başak’ın meşhur öğretisi devreye girer. Çıraklık ederek öğrenmek. Ustalığa giden yol bir ustanın yanında bilginin uygulanışını öğrenmektir. Bu tür bir öğrenmenin ilk şartı itaattir; bilmediğini kabul etmek, bilene teslim olmak, öğretilene tam olarak uymak, aynen gösterildiği gibi uygulamak… Başak burcu bu donanıma sahiptir. En önemli unsurları tevazü, çalışkanlık ve kendini mükemmelleştirme arzusu bu amaca hizmet eder.

Başak’taki öğrenme süreci nasıl aksar? Kendini mükemmelleştirme konusunda olduğu kadar sabote etme konusunda da Başak epey donanımlı bir burçtur. Bu, Başak burcunun öğrenme sürecinde de açıkça görülür. Kendini geliştirme arzusu mükemmeliyetçiliğe döndüğünde, alçak gönüllülük aşağılık kompleksine döndüğünde (dolayısıyla yükseklik kompleksine), kusurlu olanı fark etmek eleştiriye döndüğünde doğal öğrenme süreci de aksar.

Başak ne zaman öğrenemez? Kendi hakkında olumsuz düşündüğünde (ben öğrenemiyorum, aklım ermiyor, takılıyorum, beceriksizim, vb), istediği mükemmelliğe ulaşamayacağını düşündüğünde (yüksek standartlar), tam anlamıyla çıraklık yapmadan ustalık yapmak istediğinde, kendi yönteminde ve düzeninde direttiğinde, bilgiyi işlemeyen noktayı tamir etmek üzere kullanmaktan ziyade kendini ya da başkasını eleştirmekle meşgul olduğunda, ayrıştırma mekanizmasındaki aksama dolayısıyla gerekli olmayan ayrıntılar üzerinde takıldığı ve küçük bir aksaklık dolayısıyla tüm süreçten vazgeçtiğinde Başak tarzı öğrenme süreci sekteye uğrar. Mükemmeliyetçilik yüzünden mükemmel olunamayan her durum reddedilebilir (bilmiyor olmak, çırak olmak, beceriksiz olmak, bir şeyi yanlış yapıyor olmak, bir işe daha yeni başlarken yapılan doğal hataları yapmak vs).

Başak sürecinin aksadığını nasıl anlayabiliriz? Usta-çırak ilişkisinde ustamızın gösterdiğini değil kendi bildiğimizi veya doğru olarak düşündüğümüzü yapmaya devam ediyorsak, kendimizi dövmek, suçlamak, başkalarını ya da durumları eleştirmek yerine bir şeyin neden işlemediğini gözlemleyemiyorsak, verilen ödevleri, rutin tekrarları yapmıyorsak, işin ehlinin yap dediği, ancak bizce gerekli görünmeyen ayrıntıları atlıyorsak, bir işi bilmediğinizi bilmiyorsak, çalışmayı sevmiyorsak, yapılması gerekenleri erteleme alışkanlığındaysak bu süreç aksıyor demektir. Hala bir yeteneğimizi somut bir şekilde ortaya koyamamış ve parlatamamışsak, bizim için en önemli uğraşılarımız hobi (Aslan) düzeyini geçememişse, bildiklerimizi yaşadığımız günlük hayatta uygulayamıyorsak, bilgi birikimimizi başkalarına yararlı hale getirmek için nasıl birleştireceğimizi bilmiyorsak Başak öğrenimini tamamlayamıyoruz demektir.

Başak burcunun öğrenme sürecinin gereklerini yapmadan zodyakın bütüncül öğrenim yolu olan İkizler-Başak-Yay-Balık yolunda sağlıklı bir şekilde ilerleyemeyiz. Uygulama becerisi kazanmadan Yay sürecindeki felsefeyi hayata geçiremeyiz, bilmediğimizi kabul edebilecek bir alçak gönüllülük kazanmadan Yay tuzaklarını –fanatizm, guru egosu, fildişi kulesinde yaşamak, her şeyi bildiğini zannetmek, lutfetmek- geçemeyiz. Ya da Balık sürecindeki yüksek bilince ulaşabilmek için kendi bilincimizi bırakmayı mütevaziliği öğrenmeden beceremeyiz, dolayısıyla Balık’ın spiritüel ego, kişiselliği aştığını zannetmek ve yanılsama gibi tuzaklarından kurtulamayız.

Daha yüksek öğretilere, sezgizel bilgiye ve ruhsal öğrenime giden Yay ve Balık yolundaki yolculuğa Başak alt yapısı olmadan, orada nefes alabilmemizi sağlayacak donanımı ve beceriyi kazanmadan, somut gereklilikleri yapmadan çıkamayız. Eğer yola Başak donanımı olmadan çıkarsak yükseklerde başımız dönebilir, büyüklüğün derinliği içinde hiçbir şekilde yol bulamayıp kaybolabiliriz, kafa karışıklığı ve bulanıklık yaşayabiliriz, o bütünlüğe ve ruhsallığa tüm hayatımızda değil, sadece yaşadığımız hayattan uzaklaştığımızda, kaçışlarımızda, kendimizi uyuşturduğumuzda ve ancak parça parça erişebiliriz. Çünkü Balık’ın vaat ettiği ruhsallığı hayatımızın tümüne yayabilecek kaslarımızı geliştirmemişizdir. Aydınlanma ve farkındalık yolunda her gün çalışmadan, her gün kafamızı eğip öğrenmeden bir gün gelip de aydınlanacağımızı düşünmek, içimizdeki cevherin hayat bulacağını zannetmek en büyük kandırmacamız haline gelir.

Koca bir mermer bloğu yontmakla meşgul ünlü rönesans sanatçısı Michelangelo’ya bir delikanlı, niçin bu yorucu işle uğraştığını sorar. Daha sonra en ünlü heykeli David’e dönüşecek olan mermerden başını kaldıran sanatçı bu soruyu şöyle yanıtlar:. ‘Genç adam, bu kayanın içinde melek var ve ben onu özgürlüğe kavuşturuyorum.’

Michelangelo’nun bu cevabı Balık’a özgü bir son’u nasıl Başak tarzıyla hazırlamak zorunda olduğumuzun iyi bir ifadesidir. Hepimiz bir eser olarak kendimizi ortaya çıkartmak ve kendimizi aşmak istiyorsak Başak’ın öğrenim yolunu tamamlamak, yorucu ve ustalıklı çalışmasını öğrenmek zorundayız. Başak yolunda törpülenmeden Balık sürecinde dağılırız ve içimizdeki eseri ancak rüyalarımızda ya da hayal alemimizde görürüz.

“BİR BÜTÜN dür, BÜTÜN de BİR dir”
Başak burcu "Zodyak’ın Sinerji Ustasıdır.” Onunla birlikte bütünü oluşturan birimin önemi ve değeri üzerine odaklanırız. O, Zodyak çarkının dişlilerini tek tek ele alır, bakım ve onarımını yapar, sistemin tıkır tıkır işlemesini sağlar. O aynı zamanda bir "Simyacı“dır. Kurşunu altına çevirebilme becerisine sahip "Hermes" tir. Başak için simya sadece sıradan bir metalin nadide bir metale çevrilmesi değil, aynı sihirle sıradan bir ruhun nadide bir ruha dönüşebilmesidir. Zodyak çemberinin 6-7-8.evleri simya süreci ile kusursuz bir şekilde örtüşür; Başak=Ayrıştırma/ Terazi=Birleştirme/ Akrep=Dönüştürme sürecini temsil eder. Başak bu süreçte bize simyanın kapısını aralar, ayrıştırma ve saflaştırma işlemleriyle ruh ve bedenin simyasını gözler önüne serer.

Son dönemde bazı astrologlar Merkür’ün sadece İkizler burcunu yönettiği, Başak burcunu ise CHİRON (Kayron)’un yönettiği tezi üzerinde durmaktadırlar. Satürn ile Uranüs arasındaki yörüngede yer alan Chiron 1977 yılında keşfedilmiştir. Güneş çevresindeki yörüngesini 50-51 dünya yılında tamamlayan Chiron dünyaya yaklaştığı dönemlerde önemli tarihi olaylara damgasını vurmuştur. Roentgen tarafından X ışınları nın keşfi ve "Chiropractic" denen, sinir sistemine bağlı alternatif yöntemin keşfinde onun parmak izini görürüz. Evreni ve İnsanı anlamamıza en son katkılarda bulunan "Kuantum Fiziği” ve "Hologram Tekniği” Chiron’un keşfedildiği 1977 yılından beri ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. Chiron'un tekrar dünyaya yaklaşmasıyla belki yakın gelecekte, gezegenlerden ve burçlardan gelen kozmik ışınımın insan genetiğini etkilediği ve beyni programladığı, dolayısıyla yeryüzündeki yaşamda söz sahibi olduğu somut bir biçimde ortaya konacaktır. Chiron’un bir planet olup olmadığı zaman içinde açıklığa kavuşacaktır. Zaten hiçbir planet biz onu görmeye hazır olmadan bize gözükmez. Sadece uzaktan kendisini hissettirecek sinyaller yayar. Chiron'un yaydığı sinyallere bakacak olursak Başak burcu ve 6. evi yönetmesi kuvvetli bir ihtimaldir. Bu bağlamda Chiron bir gezegen olarak kabul gördüğünde belki senkronize bir biçimde Kuantum Tıb da kabul görecektir. Merkür’ü İkizler burcu bölümünde detaylı bir şekilde incelediğimiz için Başak Burcuyla ilgili olarak söyleyebileceğimiz en temel şey; bu burçta çok güçlü olduğu, pratik ve teknik beceriler verdiği, çeşitli birimler arasında koordinasyonu sağladığıdır.

BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI:

Bağırsaklar: Üç bölüme ayrılır; 1) İnce Bağırsaklar; Mideden sonraki ilk bölüme oniki parmak bağırsağı; Duedonum denir. Sonra gelen kümeleşmiş boş bölüme Jejunum ve son kıvrımlı bölgeye ise İleum adı verilir. Duedonuma Karaciğerden safra, Pankreastan amilaz, lipaz, tripsinojen ve kimotripsinojen enzimleri gelir. Burası bütün besinlerin kimyasal sindiriminin yapıldığı ve sona erdiği yerdir. İnce bağırsak duvarından kana sekretin, bağırsak içine laktaz, maltaz, sükraz, enterokinaz ve erepsin enzimi salgılanır. 2) Kalın Bağırsak; Sindirilemeyen besin artıklarının (posa) toplandığı ve taşındığı yerdir. Su, mineral ve vitaminlerin büyük bir bölümü burada emilir. Kalın bağırsakta B ve K vitamini sentezleyen bakteriler vardır.Kalınbağırsak karın boşluğunu çerçeveler; sağ taraftan yukarıya karaciğere doğru gider ve "yükselen kolon", mide altından geçerek "enine kolon" ve oradan da aşağıya doğru inip "inen kolon" aşağıda göden bağırsağı adını alarak anüsle son bulur. 3) Kör Bağırsak; İnce bağırsakla Kalın bağırsağın birleştiği yerin alt tarafında kalan bağırsak parçasıdır. Körbağırsağın "Apandis" adı verilen ve kimi zaman iltihaplanarak "Apandisit"hastalığını oluşturan içi boş bir çıkıntısı vardır.
Yediğimiz besinler sindirim süreci içinde önce parçalanır sonra emilerek kana karışır, işe yaramayan posalar da dışarı atılır. Organik bir süreç olan "Parçalama ve Emilme" fonksiyonlarının psikolojik karşılığı "Analiz ve Kusursuzlaştırma” dır.
Bağırsak Rahatsızlıkları: Bağırsak kanseri, Kabızlık, İshal, Crohn hastalığı, Ülserli Kolit, Çöliak Hastalığı (Glütene karşı aşırı duyarlılık), Apandisit, Aşırı duyarlı bağırsak sendromu-İBS (Yiyeceklere karşı duyarlılık, Laktoz duyarlılığı, Çay,kahve ve alkol), Kandida alerjisi vb. sayabiliriz.

Dr.G.L.Engel, KOLİT rahatsızlığı olan hastaların, kendilerine özgü bir kişilik yapıları olduğunu savunmuştur. Ona göre bu kişiler aşırı titiz, ince eleyip sık dokuyan, takıntılı-zorlayıcı (obsessif-kompulsif), kararsız, aşırı derecede düzenli, katı kurallara sahip, aşırı mantıklı ve yoğun kaygılı kişilerdir. Diğer bir örnek de ÜLSER hastalığıdır. Midedeki salgıların işlevi duygulardan şiddetle etkilenir. Normal olarak mide çeperleri, hidroklorik asit gibi güçlü salgılardan korunur. Ancak, bu doğal savunma bozulduğunda mide kendisine ait bir parçayı da sindirmeye başlar.Yani mide zarı midenin kendi salgısı tarafından delinir. Bir tıp deyimi vardır; "Ülser sizin yediğiniz şey değil, sizi yiyen şeydir”. Ülser en çok Başak-Yengeç karışımı olan insanlarda görülür. Burada bir parantez açıp bu iki burcun "Kendi kendini yeme sendromu"na değinmek gerekir. (Yengeç'in çağanoz cinsi ağa takıldığında bir anda kendi kendini yiyip içini boşaltır- Başak kıstırıldığında ya dudaklarını ya tırnaklarını ya da tırnak etini yer bitirir). Çoğu sindirim bozukluğunun aslında ruhsal kökenli olduğu doktorlarca bilinmektedir. KABIZ rahatsızlığının altını kazıdığımızda karşımıza, katı düşünce kalıpları, aşırı kuralcı ve kontrolcü davranışlar, inat ve bırakamama modeli çıkar. İSHAL de ise; korku, reddediş, kaçış gibi bunalımlı davranışlar etkendir.

Cıva Zehirlenmeleri: Hava-Toprak-Su kirlendikçe vücudumuza giren cıva miktarı artar. Cıva zehirlenmelerinin etkileri en çok sinir sistemi üzerinde görülür. Gebelikte cıva zehirlenmesine maruz kalan kadınların beyin kanamalı, küçük kafalı ve geri zekalı çocuklar doğurduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca cıvalı diş dolguları da çeşitli reaksiyonlara yol açar; Bağışlık sistemini zayıflatabilir, ağızda bir takım elektrik akımları (Galvanizm) oluşabilir, çiğneme esnasında ağızdan cıva buharı salınabilir, ağızdaki bakteriler cıvayı, cıva metile dönüştürerek daha zehirli bir cıva bileşimi oluşturabilir, deride ürtiker ya da egzamaya benzer döküntüler olabilir.

Mide-Bağırsak Gazları ve Geğirme: Gaz genellikle mide-bağırsak yolundaki bakterilerin yol açtığı fermantasyondan kaynaklanır. Yediğimiz yiyecekler (özellikle baklagiller) de gazı artırır. Geğirme ise çok acele yemek yerken bol hava yutulmasından kaynaklanır. Hidroklorik asit ve pepsin azlığı midede bakterilerin aşırı çoğalmasına, bu da besinlerin hemen fermantasyona uğrayıp gaz üretmesine neden olabilir. Sonuç olarak mide şişer ve geğirme başlar.

Parazitler, Bakteriler, Virüsler, Mantarlar - Bulaşıcı Hastalıklar: Parazitler (Askarit, Bağırsak solucanı, amip vb.) bağırsaklara yerleşerek besinlerimize ortak çıkan asalaklardır. Bakterilere gelince insan kolonunda çok miktarda bulunur. Bunların bir çok önemli işlevleri vardır. Kolondaki ve dışkıdaki bakteri miktarı gram başına on milyardır ki, bu da bedenimizde insan hücresinden çok mikrop hücresi barındırıyoruz demektir. Kandida Albicans denen mantarın kalınbağırsakta aşırı çoğalmasının başlıca nedenleri antibiyotik kullanımı, aşırı karbonhidratlı gıdalar, gebeliği önleyici haplar, östrojenler ve stroidlerdir. Kandida alerjisi ayrıca mide-ağız ve vajinada yaygın olarak görülür. "Louise Pasteur" sayesinde virüslerle başa çıkmayı öğrendik. Dr.Marvin Stein’ın tespiti öğrenmemiz gereken başka bir gerçeği işaret etmektedir; “Hastalığa neden olan şeyin sadece bir bakteri ya da virüs olduğuna ilişkin eski görüşler artık geçerli değildir. Bakteri ya da virüslerin ev sahibi de hastalıkta en az onlar kadar önemli rol oynamaktadır.” Başak en güçlü özelliği olan ayrıştırma ve saflaştırma sayesinde sapla samanı birbirinden kolaylıkla ayırabilir, verimli olanı içte, verimsizi ise dışta bırakabilir. Sindirim Sistemini kapsayan başlıca bulaşıcı hastalıklar; Sarılık, Tifo, Dizanteri, Kolera vb.dir. Burada Başak temasıyla birlikte, Jüpiter (Karaciğer-Safra Kesesi), Ay (Mide-Pankreas), Güneş (Timüs bezi ve bağışıklık sistemi) ön plandadır. Ayrıca bulaşıcı-deforme edici özellikleriyle “Büyük Yıkıcı” olarak ünlenen Pluto ve ateşli-iltihaplı cephanesiyle ”Güdüsel Savaşçı” unvanına sahip Mars da devrededir.

Karın Bölgesi: Ağrı ve spazmlar, Fıtık (Başak temasıyla birlikte Mars-Uranüs sert açıları etkilidir.)

Hastalık Hastalığı: Başak burcunun yönettiği 6. ev temaları içinde sağlık önemli bir yer tutar. Dolayısıyla o aynı zaman da Sağlık Bakanımızdır. Böylesi hayati önem taşıyan bir konuda Başak'ın “hastalık hastalığı”ndan muzdarip olması 6.evin sağlıksız işlemesine yol açar. Psikiyatrist W. Ellerbroek’in inancına göre hastalık "size olan " bir şeyler değildir, "sizin yaptığınız” davranışlardır. “Hastalıklar, gerçek dünyanın yanlış yorumları ve o dünyaya yönelik mücadeleleridir. Eğer olayların nasıl olması gerektiğine ilişkin kurduğunuz hayaller, olayların oluş biçimine uymuyorsa, başınız derde girer. Bu konuda bir şeyler yapabileceğinize inanıyorsanız kızgınlık duyarsınız. Bir şeyler yapamayacağınıza inanıyorsanız bu kez de depresyona girersiniz.” diyor. (Ellerbroek daha önceleri bir cerrahtı. Ancak, insanları kesip biçmek yerine onların dünyaya bakış açılarını değiştirmenin daha önemli olduğuna karar verince cerrahlığı bırakıp psikiyatrist oldu) Burada Satürn (Kronik-Fobik) ve Neptün (Çözücü-Bozguna uğratıcı), Pluto (Takıntılı-Saplantılı) zorlayıcı açıları etkilidir.

BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI:

Analiz Yeteneği: Başka hiçbir burç kendisini serinkanlılıkla parçalara ayırarak böyle inceleyemez. Başak, bütünü oluşturan birime hakkını verir. Parçalardaki bozukluğun bütünü tehlikeye sokacağını bilir. Bu nedenle bütün parçaları tek tek elden geçirir, sarmal bir düzen oluşturacak şekilde yeniden bir birine ekler. Böylece her hangi bir parça alınıp ayrıntılarıyla incelendiğinde diğer bütün parçaların toplam bilgisi elde edilir. Analiz sürecindeki en büyük risk “Ağaca bakmaktan, Ormanı görememek”tir.

Mükemmeliyetçilik: Başak'ın en ağır misyonudur. Aslında onun en büyük derdi “Mükemmeliyetçilik” kelimesinin olumsuz çağrışım içermeyen bir eşanlamlısının olmamasıdır. Kusursuzluk onun yaşayabileceği en doruk deneyimdir. Ne var ki doruklar aynı zamanda daralma noktalarıdır. Bir anda tepe taklak olup nevrozların ayak dibine yuvarlanma riskini de beraberinde taşır. Gene de Başak'ın standartları yüksektir ve kolay pes etmez. Zodyağın 1.evle başlayıp 6.evle biten alt dilimin en son durağıdır o. Ufkun altındaki 6 dilimlik ilk bölümde "BEN" bilinci vardır. Ufkun üstündeki 6 dilimlik ikinci bölümde ise "BİZ” bilinci yer alır. Başak, BEN bilincinin bilirkişisidir. BEN bilincini kusursuzlaştırmadan, BİZ bilincinin kavranamayacağını içgüdüsel olarak bilir. Bu nedenle oturur hiç üşenmeden BEN bilincinin uzun uzun raporunu hazırlar ve 7.ev sınırında bekleyen Terazi burcunun eline tutuşturur. Derin bir nefes alır. Bundan sonra ne mi olur? Onu da önümüzdeki bölümde göreceğiz.

Eleştiri ve Yargı Mekanizması: Başak'ın çıkmaz sokağıdır. Hem kendini hem de başkalarını acımasızca eleştirir, yargılar, suçlar. Sürekli şikayet eder. Öz güveni zayıftır. Kendini beğenme ve sevme konusunda ciddi problemleri vardır. Sevgiye, ilgiye, şefkate hararetle ihtiyaç duyduğu halde, tam tersi "ihtiyaçsızmış” gibi davranır. Bilinçsizce "Aslını” inkar eder, kendini olduğu gibi kabul etmekte zorlanır, serde Mükemmeliyetçilik olduğundan sürekli "olması gerektiği hali” kritik eder, fakat bir türlü beğenmez. Bu duygusunu etrafına da yansıttığından başkalarını beğenmekte ve olduğu gibi kabul etmekte sorun yaşar. ”Armudun sapı-Üzümün çekirdeği” diyerek ince eleyip sık dokur. Yüzeydeki Çok bilmiş, Akıl Hocası, Ahlak kumkuması kimliğin altında, acıdan ve suçluluk duygusundan kıvranan çıplak hali saklıdır. Başak bu çıkmaz sokaktan eleştiriyi analize (kurşunu altına) dönüştürmeyi başardığında ve insanları yargılamak yerine sevmeyi denediğinde (Bölünmeyi Bütünleşmeye) çevirdiğinde kurtulabilir.

Güçlü Mantık-Zayıf Duygular: Bu konuda Ata Ruhum Jung’un tespiti çok isabetli; "Bildiğiniz gibi Tabiat, yüksek bir zekaya aynı zamanda ruh yeteneği de verecek kadar cömert değildir. Kural olarak, birinin olduğu yerde diğeri bulunmaz ve bir yetenek kusursuz bir biçimde var ise bu, genellikle diğer yeteneklerin pahasına gelişmiştir. En iyi koşullarda birbirinin önüne çıkan akıl ile duygu arasındaki zıtlık, insan psişesinin tarihinde acı dolu bir sayfadır.” Başak Mantık dersinde Aristo’nun ruhuna rahmet okutabilir, ama duygularıyla ne yapacağını gerçekten bilemez. Dışarıdan bakıldığında duygusuz izlenimi verebilir, ama onun çilesi duygularıyla temas kurmakta çektiği ıstıraptır.

Hizmet etme ve Servis verme Kapasitesi: Bu konuda hiç kimse Başak'ın eline su dökemez, çünkü o hizmet etme ruhuyla dünyaya gelmiştir. Hizmet etmek aynı zamanda onun servis kanalıyla kendini ifade biçimidir. Kendine ve başkalarına yararlı olduğu zaman doyuma ulaşır, mutlu olur. Buradaki en büyük tuzak hizmet uğruna kendi değerini un ufak ederek pas pas olmasıdır. "Gördüğün servis kadar servis" ilkesi onu bu aşırılıktan koruyabilir, ama gene de bu onun kör noktasıdır ve istismara açıktır. Çoğu insan için sıradan bir eylem olan hizmet, Başak için bir Aşk, bir İbadet'tir.Hani, Hizmet görücüye çıksa onu hiç kimselere kaptırmayacak tek talibi Başak'tır.

Bakirelik Sembolü (Saflık): Steven Forrest’in görüşü sanırım konuya açıklık getirecektir; “Bakire. Bütün semboller içinde anlaşılması en zor olanı. Bakireliği deneyimden yoksunluk olarak düşünürüz. Ama o deneyimsizliğin sembolü değildir. Namusluluğun veya cinsel dürtüden kaçmanın sembolü de değildir. Bakire Saflığın imgesidir. Onu hiçbir şey sahiplenmemiştir. Hiçbir şeye bağlı değildir. Yine de burada, yeryüzündedir. Dünya mükemmellikten başka bir şey istemeyene ne sunabilir? Bakire ne yapabilir? Soğuk, mesafeli Meryem Ana gibi bekler. Kendisi üzerinde çalışır ve yardım edebileceği yerde yardım eder.” Başak diğer insanlara örnek olabilmek için önce kendini daha saf, daha rafine hale getirebilmek için didinir durur.

Doğruluk: Başak doğruluğun da ötesinde dosdoğrudur. Hilesi hurdası yoktur. Diğer gezegenlerle çok ağır bir etkileşimi olmadığı sürece yalanla-dolanla da bir işi olmaz. Dolaylı bir tarzı yoktur. Tersine direkt, net ve kesin tavırları vardır.

Düzen-Tertip-Plan-Program: Yaşamda bu özelliklerin hepsine yer vardır, sorun bu özelliklerin başka hiçbir şeye yer bırakmayacak kadar tüm yaşamı kaplamasıdır. Başak karışıklık ve dağınıklığa gelemez. Bu nedenle karşı komşusu Balık'la pek fazla haşir-neşir olmayı sevmez, ama ondan öğreneceği çok şey vardır. Hayatı hiç birimiz süper organize bir şekilde yaşayamayız, bazı şeyler mutlaka bizim kontrolümüz dışında gelişir. Ama Başak'ın kaos'tan aklı çıkar. Onun dünyasında her şeyin adı konmalı, her şey yerli yerine oturmalıdır. Bulunduğu eksende "Bırakma-Bırakamama”temasıhakimdir. Bu temada Balık “Bırakma”, Başak ise “Bırakamama” ayağında yer alır. İkisinin de birbiriyle teması kaçınılmazdır. Başak'ın, ruh ve beden sağlığı açısından ara sırada olsa kendisini evrenin akışına teslim etmesinde fayda vardır.

Ciddiyet ve Resmiyet: Başak serin ve mesafelidir. Görgü kurallarına "Emily Post" kadar sadıktır. Saygısız ve pervazsız insanlardan hoşlanmaz. Vıcık-vıcık ilişkiler, ense-tokat şakalaşmalar ve geyik muhabbetleri ona göre değildir. Teklifsiz bir şekilde ona yaklaşmaya kalkarsanız bir bakışıyla sizi yerinize oturtur. Durun bakalım! Suyun bile bir ısınma süresi varken, siz nasıl oluyor da bir anda böyle fokur fokur kaynıyorsunuz. Niyetiniz onunla yakınlaşmaksa sabırlı olmak ve sonuca değil sürece önem vermek zorundasınız. O sizi bir dizi testten geçirmeden, yedi göbek ötenize kadar analiz etmeden (İyi hal kağıdı getirmeniz de gerekebilir) ne gönlünün ne de evinin kapılarını asla açmaz. Başak gerçekten çetin cevizdir. Bu kilitli sandığı zahmetsiz açamazsınız. Her katmanı sabırla ayıklamak zorundasınız. Önce, Yeşil dış kabuk (buruk-acı) sonra Sert orta kabuk (zorlu-hırçın), daha sonra ara İç zar (utangaç-çekingen) en sonda enfes beyaz iç (zahmete değer öz) bulunur. Bir lokmada yutmaya kalkarsanız ya dişleriniz ağzınıza dökülür ya da midenize oturur. (Yükselen Başak ya da Ay ve Venüs Başak'ta- Yükselen Oğlak ya da baskın konumdaki Satürn de aynı kilitli yapıyı verir.)

Utangaçlık-Çekingenlik-Mahcubiyet: Bu konu da J.A.Bertrand’a başvuralım, bakalım o ne diyor; “Başak çılgınlık derecesinde usludur. Ara sıra çılgınlıklara kalkışsa da, bunu çok uslu bir şekilde yapar. Başak'ı çılgınlıklar yapmaya yüreklendirmek zordur. Küçük tutkular Başak'ın başını döndürür, büyük tutkular birkaç beden büyük gelir. Başak'a küçük bir çılgınlık teklif edin, sizi çılgınca cüretkar bulacaktır; orta boy bir çılgınlık teklif edin, zırdeli olduğunuza hükmedecektir.” Buna bir de Başak'ın “El-alem ne düşünür, ne der” fobisini ekleyebiliriz. (Yükselen Başak, Ay ve Venüs Başak'ta içinde aynı şeyler geçerlidir.)

Temizlik-Titizlik, Takıntılı düşünceler-Saplantılı davranışlar: Hijyen Başak'tan sorulur. Normal ölçülerde temizlik ve titizlik sağlık açısından gereklidir, fakat doz aşıldığında "Obsesif-Kompulsif" bozuklukları besler. Bir düşünceye takılıp kalma ya da bir davranışa saplanıp kalma genellikle şu üç türde kendini gösterir; 1) Bireyin kendine ya da başkalarına zarar vereceğiyle ilgili düşünceler; Bu duruma örnek olarak yeni doğum yapmış bir anneyi gösterebiliriz. Anne küçük bebeğini öldürüvereceğini düşünür ve bu düşüncesinden dolayı kendini suçlu hisseder. Bunu kimseye söyleyemez, ancak bu fikri kafasında sürekli tekrar eder. Bu nedenle doktorların çoğu, ilk doğum yapan annelere ara sıra çocuğa kızgınlık duymalarının, hatta onu terk etmeyi düşünmelerinin doğal olduğunu, böyle duygular geldiğinde pek ciddiye almamaları gerektiğini söyleyerek onları bir nevi hazırlarlar. Ciddiye alınmayan düşünce zamanla kuvvetinden kaybederek ortadan kaybolur. 2) Pislik ve bulaşıcı hastalıkla ilgili düşünceler; Ellerini günde elli bazen yüz defa yıkayan insanları örnek verebiliriz. Bu kimselerin bazen yıkanmaktan ellerinin derisi soyulup yara olur. Daha uç bir örnekte ise; her türlü salgı ve sıvıdan midesi bulanan, bu nedenle de cinsellikten iğrenen, tensel temastan nefret eden takıntılı-saplantılı hastalar yer alır. 3) Sürekli olarak tekrar tekrar şüphe etme; Bu duruma da eve hırsız girmesinden kuşkulanan insanı örnek verebiliriz. Eve yeni kilitler vurdurur, pencerelere yeniden demir parmaklıklar koydurur. Bununla da yetinmez, geceleri uyuyamaz, her yarım saatte bir kalkarak kapıyı ve pencereleri yeniden kontrol eder. Aldığı önlemler onun yeniden tekrar tekrar şüphe etmesini önleyemez. (Başak-Akrep karışımı veya Pluto Başak'ta takıntılı ve saplantılı davranışları artırabilir/ 6-12.ev ekseniyle, 1., 4. ve 8. evlerde yer alan Pluto özellikle dikkat çekicidir.)

Pratiklik ve Beceriklilik: Başak somut dünyanın insanı olduğu için pratik ve beceriklidir. El becerileri ve teknik işlerde yeteneklidir.

Alçakgönüllülük: Başak'ın en büyük meziyetidir. Aslan ne kadar saraylı ise Başak o kadar alaylıdır. Aslan ne kadar ön planda ise, Başak o kadar geri plandadır. Aslan ne kadar haşmetli ve azametli ise, Başak o kadar sessiz ve mütavazidir. Aslan’ın "Ben söylerim sen yaparsın” çalışma anlayışına karşılık Başak'ın, "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” ilkesi çalışma anlayışına damgasını vurur.

Sorumluluk Duygusu: Başak'ın en ağır çeken duygusudur. Bazen altında kalır. Ezilir. Bazen de üstesinden gelir, kendi kendisinin efendisi olur. Aşırı vakalarda karşımıza iflah olmaz bir “iş-kolik” olarak çıkar.

Çıraklık-Kalfalık-Ustalık süreci: Başak'ın düsturudur. Onun ilkelerine göre merdivenler basamak basamak çıkılır. Emek vermeden ve hak etmeden bir yere gelinmez. Her şeyin bir adabı ve usulü vardır. Çıraklık süresi dolmadan kalfalığa geçilmez, Kalfalık süreci de bitmeden Ustalığa terfi edilmez. Başak enerjisine yaşadığımız çağda (özellikle ülkemizde) aslında çok ihtiyaç var. Tarihimize bir göz atacak olursak büyük ustaların bu sürece hakkını verdiğini görmekte zorlanmayız. Mimar Sinan’ın eserleri çıraklık-kalfalık-ustalık dönemlerine ayrılır. Günümüzde ise sürece değil genelde sonuca önem verildiğinden her yol mübah hale gelmiştir.

Hiciv yeteneği: Merkür İkizler'in hava sahasından Başak'ın toprağına mecburi iniş yaptığında dünyası değişir. Espiri anlayışı yerini hicve bırakır. Tatlı dil ve güler yüz, sivri dil ve çatık kaşla yer değiştirir. İkizlerin ele avuca sığmaz haşarı Merkür’ü, Başak'ın eline düştüğünde akıllı-uslu bir talebe olup çıkar. Başak, Merkür’ün asker ocağıdır. (Pluto Başak'ta, Merkür Akrep'te karışımı ya da Merkür- Pluto karesi diliyle adam öldürebilir) Başak kendi kusurlarına gülmeyi ve kendi kendiyle dalga geçmeyi bir şekilde öğrenmelidir.

Kronik Stres: Başak dünyaya yüksek gerilim hattıyla bağlıdır. Yüksek standartlar, üstün kalite anlayışı, 'meli-malı' yaşam tarzıyla kronik strese göbek kordonuyla dolanır. Garip bir şekilde stresle beslenir. Bir kriz esnasında diğer insanlar sapır sapır dökülürken, Başaklar tık etmezler. Dışarıdan bakıldığında sanki hiç bu kadar iyi olmamış, kabına sığmayan bir enerji ile doluymuş gibi gözükmesine karşın aslında uzun süreli strese uyum sağlamanın bedelini bedeni sessizce öder. Tükenmiş kişiler zayıf yönlerini iyi gizleyebilen, becerikli ve yeterli insanlar oldukları için, çoğunlukla bu durumun ilk dönemlerinde, içlerinde olup bitenlerin farkında değillerdir. Ama tükeniş yavaş ve sinsice bütün hücrelerini esir alır. Kalp krizi-Felç-Kanser, bünye hangisine yatkınsa kapıyı çalmakta gecikmez.

Huysuzluk-Memnuniyetsizlik: Başak'ın en çok tepki alan negatif uçlarıdır. Ama olaya bir de Başak'ın gözleriyle bakmayı denersek gerçek durumu belki kavrarız. Huysuzluk ve memnuniyetsizlik aslında kusursuzluğun doğması için çekilen doğal doğum sancılarıdır. (Maalesef, kusursuzluk sezaryenle dünyaya gelmiyor) Bu kadar çok meziyetine karşılık, kusurları için ancak "Bu kadar kusur kadı kızında olur” Atasözümüzü hatırlatmakta fayda var. Başak yolun bir yerinde kusurlarıyla yüzleşir. Onu tutan ne kadar şey varsa hepsini bırakır. (İçi cız ederek-eli titreyerek) Yani bırakmaya çalışır. Ödül olarak evren ona kusursuz bir kusursuzluk tarifi sunar;

"KUSURLAR SERBEST BIRAKILDIĞINDA, KUSURSUZLUK KENDİLİĞİNDEN ORTAYA ÇIKAR”
Başak'lar için bu, her derde deva bir reçetedir.

Başak burcu ve temsil ettiği 6. ev çıraklıktan ustalığa giden sistemli bir süreçtir. Evrenin planı içinde hepimizin bir yeri ve görevi var. Bütün bu görevleri bir araya getirdiğimiz ve bütün bireyleri o görevlere oturttuğumuz zaman tıkır tıkır işleyen bir çark sistemi var. Bizim buradaki işimiz bu dişlinin neresinde yer aldığımızı bulmaktır. Evrendeki yerini ancak kendini daha iyi tanıdıkça bulursun. Evrende sana ait olan yeri doldurman çok önemli. Sana ait olmayan bir yerleşime girdiğinde bu dengeyi bozarsın. Çünkü orayı dolduracak asıl sahibi var. Çarkın hangi dişlisini doldurduğunu keşfetmek zorundasın. Yanlış bir dişliye yerleştiğinde kendi hayatını yaşayamazsın, emanet ya da eğreti, başkasının hayatını yaşarsın.





Tüm sevgimle,Keyifli mutlu bir Başak  ayı dilerim.


Yıldızlarınız üzerinizde mutluluk ve şansla pırıl pırıl parlasın,
Hülya Balıkavlayan♥♥♥




Ayrıca Kaynaklarım:

Ders Notlarım ve
Medical Astrology (Jane Ridder-Patric)
Planets and Their Keywords (Reinhold Ebertin)
The Planets and Human Behaviour (Jeff Mayo)

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Bugüne kadar okuduğum en detaylı ve oldukça güncel bir inceleme idi. Gerçekten elinize, emeğinize, ruhunuza sağlık.

meyra dedi ki...

bu yazıyı yazan kişinin basak burcu oldugunu dusunuyorum.cunkı bukadar guzel bir anlatım ve uslupla; boyle mukemmel derecede kelimelere dokulen bılgıler ancak bi basak tarafından yazılabilirdi diye dusunuyorum. Burcu ne olursa olsun bu yazıyı yazan yazarın; eline, emegine yuregine saglık...

Unknown dedi ki...

Yazi okurken beni icine aldi. Ustun bir algi duzeyi, berrak bir anlatim. Adeta uzun suredir aradigim kelimeler ve anlayis karsima cikti dedim. Hep dusundugum ama kelimelere dokemedigim, bilmedigim konular icinde aydinlik yolda bir rehber yazi oldugunu hissettim. Tesekkurler size!

Adsız dedi ki...

Başak burcuna sahip bir kız olarak bu yazılanlar çok hoşuma gitti kendimi çok iyi tanıyordum ancak bilmediğim yönlerimi de görmüş oldum ve blog sahibine teşekür ediyorum elinize sağlık. :)

Unknown dedi ki...

Evet ben bir başagim bu kadar doğru bu kadar gerçekçi bir yazi...her kelimesi o kadar dogru ki şaşırdım...hastaliklara kadar...candida ozafajite yakalandim.bir yildir...tum dr.lar sasirdi bu duruma...en iyisi bu yaziyi okutmali onlara sebebi ortada ben bir başagim