Bu Blogda Ara

22 Eylül 2012 Cumartesi

TERAZİ BURCU VE TERAZİLERİN BİLİNMEYEN YÜZÜ , TERAZİ AYI BOYUNCA BURÇLARA ETKİLER



DÜNYANIN KENDİLERİNE ADALETLİ DAVRANDIĞINI DÜŞÜNENLER , DİĞERLERİNE ADALET DAĞITMAK İÇİN CAN ATARLAR.

WILLIAM HAZLITT


Temel İlkesi ; Dengelerim.

Bu burç nelerden mutlu olur? Sonsuz gerçeği ,güzelliği ve adaleti ararken,başkalarıyla bir denge kurmaktan, harmoni yaratmaktan ve işbirliği içinde olmaktan mutlu olur. Çelişkilere getirdiğiniz barışçı çözümler ve güçlendirme yeteneğiniz herkes tarafından sürekli olarak ödüllendirilmenize neden olur.

Terazi olarak sembolize edilen Terazi, insanlar,olaylar ve diğer şeyler arasındaki farklılıkları tartma ve değerlendirme yeteneğine sahiptir. Terazi karşılaştırma yapmaya davet eder. Bu karşılaştırma,ağırlık,boyut,renk,biçim,ton,zaman olabilir,hatta daha ileri gidersek bunlar hakkında değerlendirme yapacak ve bir sonuca varacaktır. Teraziler için bireysellik o kadar önemli değildir. Onlar bir bütün olmaya ve ikinci kişilere değer verirler.

Terazi,gece ve gündüzün tam olarak eşit olduğu dönemde doğar.Batı yarımkürede, Terazi sonbaharın gelişini simgeler. Bu açıdan bakıldığında,gün batarken gece olmaya başlar.Terazinin sembolü bir terazi üzerinde ufuk çizgisidir.Bazı uzmanlar bu şeklin Dünya’nın ufuk çizgisi ve Güneş’in doğuşunu simgelediğini söylerler.
Teraziler, Yengeçten tarafsız tutumlarını nasıl sabitleyeceklerini öğrenmeliler. Sosyalleşmeleri için gerekli olan ve kendilerinde eksik duygusal derinliği öğrenebilirler. Oğlak’tan pratik olma sanatını öğrenebilirler. Zıt burçları Koç’tan nasıl daha özgüvenli,açık ve herşeyden önemlisi hakkını savunan biri olmayı öğrenebilirler. Terazilerin pek çok doğal yeteneği vardır,ama onları nasıl kullanmaları ve hemen şu anda ortaya koyma becerilerine nasıl odaklanmaları gerektiğini öğrenmeliler.

Teraziler kararsızlık ve çabuk karar değiştirme konusunda kötü bir üne sahiptir . Doğru ya da yanlış. Çok Terazi gibi mi göründüm şimdi? Karar verememelerinin nedeni her seçeneğin iyi ve kötü taraflarını görebilmeleridir. Her şeyi tartarlar. Bu onların işidir ve bu yüzden Terazi burcudurlar. Avukatların da yaptığı budur. Bazen müşterilerinin suçlu olduğunu bilirler, ama onu savunmak için ellerinden geleni yapmaları gerekir. Genç, seksi ve inanılmaz akıllı bir avukat tanıyorum. Hırsızlık yaparken yakalanan müvekkilinin bir obez olduğunu ve suçu işlediği sırada son derece mutsuz olduğunu söyleyerek müvekkilini kurtarmıştı. Kadının hırsızlık yaptığına şüphe yoktu, ama avukat onun bunu yapma nedenini dengeleyen bir uç nokta bulmayı başarmıştı.

Teraziler çok konuşma eğilimindedir. İletişimin öncüleri oldukları için bu anlaşılabilir bir durumdur, sessizken kendilerini rahat hissetmezler. Ayrıca aşırı uçlar arasında gidip gelme eğilimine de sahiptirler ve bu hayatınızın Terazi'de bulunan alanında sorunlar yaşamanıza neden olabilir. Bir denge noktası bulmaya çalışırlar, ama her zaman aşırı bir uca doğru gitme ve daha sonra da bunu dengeleyebilmek için karşıt aşırı uca yönelme eğilimindedirler. Bu hayatlarının tüm yönlerini etkileyebilir.

Terazi'nin başa çıkması gereken bir başka konu da bağımlılıktır. Bağımlılığa karşı yatkınlıkları vardır. Kendi ilgi alanlarını eşlerininki ile dengeleme konusunda zorlanırlar ve diğerini memnun etmek için kendilerininkinden fedakarlık ederler.

Üstesinden gelmeleri gereken son şey de bizim 'Duvardaki Ayna Kompleksi' dediğimiz durumdur. Grimm kardeşlerin masalı Pamuk Prenses bir Terazi'dir. Bunu nereden biliyorum? Söyleyin, kaç cücesi vardı? Yedi, bildiniz. Üvey annesi de bir Terazi idi. Bunu nereden biliyorum? Başka kim bütün gün bir aynanın karşısında durur ve 'Ayna, ayna, güzel ayna, en güzel kim söyle bana' diye sorar ki? Üvey anne krallığındaki en güzel kadın olmak için bir sürü zalimlikler yaparak kendini alçaltmıştır. Çok iyi bilinen bir Terazi sorunu yüzünden acı çekmiştir, karşılaştırma. Pek çok Terazi bu kompleksin tuzağına düşer. Kendilerini sürekli karşılaştırırlar ve bu onlara büyük acı verir. 'Onun ne düşündüğünü düşündüğümü düşünüyor' ya da 'Ne hissettiğimi hissediyor?' vs. Bir aynadan ve bir aynadan ve bir aynadan yansıyan bir aynanın görüntüsü gibi sonsuz çerçeveler kurgusu içine hapsolabilirler. Bu kurguları sürdürmek için zihinsel bir yeteneğe sahiptirler. Ama biz değiliz!

Uyum - Terazi'nin hedefi budur.Her sağlıklı Terazi davranışının altında -bilinçli veya bilinçsiz- sakinleşmek amacı yatar. Gerilimi atmak, ortayı bulmak, sinirleri yatıştırmak için Terazi adım adım hedefe doğru harekete geçer.
Terazi'nin kaynağı paradoks ve ikileme karşı yüksek toleransıdır. Tüm bütünlerin birbirini tamamlayan yarımlardan oluştuğunun bilincinde olmasıdır. Terazi her konunun iki yönünü de tartar. Karşıt felsefeler, karşıt seçenekler - hepsini kabul eder. Ortayı arar ve dengeyi orada bulur.
İlişkiler bu burcun kendisini geliştirdiği alanlardır. Bu alandaki stratejisi kibarlıktır. Kibarlık bir başkasını nasıl etkilediğimizin algısıyla kısmen hareketlerimizi ayarlama kabiliyetidir veTerazi bu hünerle doludur. Kaynaklarının ve stratejilerinin çarpıtılmasıyla Terazi'nin gölge yönü ortaya çıkar. Akıl uçsuz bucaksızdır, iki olasılığı barındırabilir. Ancak hayat daha dar kapsamlıdır. Terazi, günlük hayatta yol ayrımına geldiginde seçim yapmak zorunda kalır. İkileme olan hoşgörüsü renksizliğe ve kararsızlığa dönüşebilir. Nezaket sığ yüzeyselliğe ve gerçek çatışmalarla açıkça yüzleşmemeye doğru çözülebilir. Terazi ilişkide sahte bir tatlılık, sabır ve uysallık maskesi altında kendi bireyliğini tamamen bastırma pahasına, mutlu bir uyum görüntüsü yaratabilir. Kendi gereksinimlerinin izini kaybedecek kadar bir başkasının bakış açısını anlayıp benimseyebilir.

Öğrenmesi gereken; kendi özünden ödün vermeden kişisel özelliklerinden ödün vermektir.

Düşümde, son gördüğüm sabah düşümde,
Bir tepenin üzerinde duruyordum.
Elimde TERAZİ vardı,
Dünyayı tartıyordum. Friedrich Nietzshe

360 derecelik Zodyak çemberinin 0 derece "Koç" noktasından başlayan yolculuğumuz 180 derece "Terazi" noktasına vardı. "Dante" gibi tam ortasındayız Zodyak’ın. Burası "Ben" bilincinin "Biz" bilinciyle temasa geçtiği çok hassas bir dönüm noktası. Artık "Varoluş” gerçekleşmiş sıra "Birliktelik" lere gelmiştir. Terazi bu önemli kavşakta önce yalpalayarak yürür sonra denge geliştirir. Zodyak’ın "Sentez Ustası” ve "Barış Güvercini" olan Terazi, günlük yaşamımızda sıkça başvurduğumuz "Aristo Mantığı” nı aşarak bizi "Paradoksal" düşünmeye davet eder. Bu burcun en hassas ölçüm aleti olan Terazi ve objektif gözlem yeteneğini ödünç alıp bu kez biz onu ölçüp-biçip-tartalım. Ne dersiniz?

Venüs Terazi ve Boğa burçlarının yönetici gezegenidir. Bu konuda da bazı astrologlar Venüs’ün Terazi burcunu, Dünyanın da Boğa burcunu yönettiğini ileri sürmektedirler. DÜNYA bizim üzerinde yaşadığımız yerdir, ama sonuçta o da Güneş Sistemine dahil bir gezegendir. Doğum haritası yorumlarında genellikle Dünya merkez alınmakta (Geocentric) tercihan da güneş merkez alınarak (Heliocentric) değerlendirme yapılmaktadır. Dünya doğum haritalarımızda nasıl yer alır sorusuna Alan Oken şöyle yanıt veriyor; Güneş'inizin 180 derece karşısındaki pozisyonda Dünya yer alır.Satürn dünyaya çok hakim bir planet olduğundan bu iki gezegenin etkileri birbirine çok benzer diye ilave ediyor. Boğa’nın sahip olduğu özellikleri anımsarsak son derece dünyevi olduğunu görmekte zorlanmayız. Toprak grubudur -sabittir- duyusaldır. Venüs’ün temsil ettiği temalara sahiplenici bir yaklaşım sergilerken, Terazi daha çok zihinsel boyutta, sanatta, birlikteliklerde ve paylaşılan değerler üzerinde yoğunlaşır.

BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLAR:

Böbrekler: 3 bölümden oluşur; 1) Kabuk(cortex), 2) Öz (Medulla), 3) Havuzcuk (Pelvis) Böbrekler Kapsül adını alan sert bir bağ doku ile kaplıdır. Böbrek dokusuna sinirler, atardamarlar ve toplardamarlar üreterlerin girdikleri noktadan girer ve bu nokta, Bilum adını alır. Böbrekte en küçük yapısal ve işlevsel birime Nefron adı verilir. Nefronun ilk parçasına Malpighi cisimciği denir. Nefrondaki başlıca yapılar; a)Glomerulus (kılcal kan damarlarından oluşur), b)Browman kapsülü (Glomerulusu sarar), c)Proksimal kanal (Geri emilmenin meydana geldiği kıvrımlı kanallar), d) Henle kulpu, e) Distal kanal (Bu ikisi de geri emilme işlemlerini sürdürür) Nefronun 3 temel görevi vardır; 1)Süzülme (Filitrasyon), 2)Salgılama (Sekresyon), 3)Emilim (Absorbasyon)
Böbreklerin görevleri; Kanın asit baz dengesini değişmez tutmak, vücudun su ve elektrolit dengesini sağlamak ve azotlu artık maddelerin dışarı atılmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca böbrek dokusu da "Renin" adını alan bir enzim salgılar. Renin, karaciğerde oluşan antiotensinogen maddesinin angiotensine çevrilmesinde etkilidir.

Böbreklerin; Süzülme-Salgılama-Emilim fonksiyonların psikolojik karşılığı "Denge"dir. Denge; Varoluşun sürmesine, dengenin bozulması ise varoluşa bir tehdide eşittir. "Homeostatis ya da "Denge"durumu; Biyolojik-Psikolojik-Sosyal denge olmak üzere üç türdür ve Koç-Terazi ekseni içinde yer alır.

Böbrek üstü bezi: Bir kabuk (Korteks) bir de iç bölümü (medulla ) vardır. Medulla; Adrenalin ve Noradrenalin hormonlarını salgılar. Bu iki hormona verilen ortaklaşa isim "Katekolaminler"dir. (Savaş ya da kaç tepkisine yol açarlar) Korteks ise, "kortikostreoid" hormonları salgılar. Bunlar; Aldesteron ve Hidrokortizon olup Kolesterolden yapılmış steroid maddelerdir. Böbreküstü bezlerinin kabuk bölümünün çalışması, Hipofiz bezi hormonlarına bağlıdır. Hipofiz çıkartılırsa böbreküstü korteksi çalışmaz. Hipofizin salgısından A.C.T.H. (Adrenokortikotropik hormon) olmadıkça, böbreküstü bezi kortikostreoidleri salgılayamaz. Bu maddeye, Kortikotropin adı da verilir.

Katekolaminler’in biyolojik fonksiyonunu, Koç-Terazi ekseni içinde değerlendirecek olursak; Savaş tepkisi Koç (Mars), Kaç tepkisi de Terazi (Venüs)’e tıpatıp uyar. Bunu Aksiyon (Koç), Relaks (Terazi) şeklinde de değerlendirebiliriz. Amaç "UYUM" dur. Uyum durağan olmayan, sürekli devinim durumunda bulunan karşıt güçlerin denge ve düzeniyle sağlanır. Bu dengelerdeki geçici bozulmalar organizmayı (sistemi) harekete yönlendirir. Sürekli dengede olma bir anlamda hareketsizlik (eylemsizlik-inertia) dır. Hareketsizlik "atrofi" denilen "yok olma-dumura uğrama-ölüm” durumuna yol açar. Canlı organizmadaki bu hareketlilik/hareketsizlik sürecinin kendisi de bir denge içindedir. Doğa bunu otonom sinir sisteminin iki mekanizması ile mümkün kılmış, bunları bir anlamda "otomatik pilot"a bağlamıştır. Bunlardan biri organizmayı hareket halinde tutan "Sempatik sistem" (Koç-Mars) ikincisi de organizmanın dinlenmesini ya da kendini yenilemesini sağlayan "Parasempatik sistem" (Terazi-Venüs) dür.

Böbrek hastalıkları: Böbrek iltihabı (Nefrit- Akut, kronik ve nefrotik sendrom olarak ayrılır.), Böbrek taşı (Nephrolithiasis), Hipernefrom (Habis Böbrek tümörü), Polikistik böbrek (Böbreklerde çok büyük kist oluşumu), Piyelit (Böbrek pelvisinin iltihabı) Piyelonefrit (Böbrek ve Böbrek pelvisinin iltihabı), Bright hastalığı vb. Ayrıca "Addison hastalığı” ve "Cushing Sendromu" Böbreküstü bezi rahatsızlıklarıdır.
Terazi burcunun en belirgin psikolojik özelliklerinden olan Endişe, Erteleme, Dolaylı ifade, Kararsızlık, Zihinsel karışıklık, Bastırılmış öfke ve kızgınlığın dışa vurumu kendini Böbrek ve İdrar yolu rahatsızlıklarıyla ifade eder. Böbrek Taşları; çözülmemiş sorunlar, biriktirilmiş öfke ve kızgınlıklar yumrularıdır. Piyore; Kararsızlık ve yargı zayıflığı, Addison hastalığı; Duygusal açıdan çok kötü ya da yetersiz beslenme, Kendine karşı öfke duyma. Cushing Hastalığın da ise; Zihinsel dengesizlik, Kendini güçsüz hissetme ön plandadır.

İdrar yolları: Boşaltım sistemi; 2 böbrek, 2 üreter, 1 sidik kesesi (mesane ve bir üretra) dan oluşur. Böbrekler sidiği oluştururlar ve boşaltımda ana organlardır. Üreterler sidiği sidik kesesine taşırlar sidik kesesi depolar ve üretra dışarıya çıkarır.
İdrar yolu rahatsızlıkları: Oligüri; İdrar azlığı,

Anürji; İdrar çıkaramama, Sistit; İdrar torbası iltihabı, İdrar yolu iltihabı, İdrar tutamama ve Prostat (İdrar yollarının çalışmasını engellemesi yönünden idrar yolları hastalıkları arasında sayılabilir)
Hücrelerdeki protein yakımı sonucu kanda nitrojen artıkları tortulaşır. Bu artıklar son derece tehlikelidir ve eğer böbrekler ve idrar yoluyla atılamazsa öldürücü olabilir. İdrar yolu enfeksiyonları ve İdrar yolu iltihabının altında çoğunlukla bastırılmış öfke, kızgınlık ve suçlama duyguları vardır. İdrar Tutamama da ise; uzun süre kontrol altında tutulan duyguların birikimi ve taşması vardır.

Substantia Nigra: Prf.Dr.Nörolog Tony Nader, Beynin iç ve koronel yapılarının kozmik karşılıkları olduğunu ve bunlardan “Substantia Nigra”nın Venüs’e karşılık geldiğini belirtmektedir. Substantia Nigra, Beyin sapı içinde "Siyah cisimcik" denen bir bölümdür. Bu bölümde yerleşik beyin hücreleri ölmeye başladığında Dopamin eksiliği yaratırlar. Bu maddenin eksikliği beynin kas hareketlerini düzenleme yeteneğini aksattığından Parkinson hastalığına aynı beyin kimyasalının fazlalığı ise Şizofreni ye yol açmaktadır.

Paratiroid bezi-Hipotalamus-Toplardamar sistemi: Boğa burcunda açıklandı. Bu bilgilere ilave olarak Venüs’ün özellikle cilt damar sisteminde etkili olduğu ve iyi açılarla desteklendiğinde ipeksimi bir ten verdiğini söyleyebiliriz.

Koç-Terazi ekseninin dengesizliğinde ortaya çıkabilecek psikiyatrik tabloya kısaca bir göz atacak olursak; Anksiyete Bozuklukları, Panik-Atak, Stres Bozuklukları (Posttravmatik ve Akut Stres Bozukluğu), Kronik Yorgunluk sendromu (Nevrasteni) yer alır. Anksiyete bozukluğunda plazma katekolaminlerin (özellikle adrenalin) düzeylerinde artış saptanmıştır. Panik-Ataklarda; gene noradrenijik ve serotenerjik bozukluklar ile Serebral bozukluklar ön plandadır. Stres bozukluklarında ise beynin “Hipokamus” adlı bölgesinin küçüldüğü gözlemlenmiş ayrıca beyindeki hipotalamus-hipofiz ile böbreküstü bezleri bağlantı düzeninin bozulduğu, adrenerjik sistem ve serotonerjik sistemlerde düzensizlikler olduğu saptanmıştır. Öncü burçlar ve temsil ettiği evler insan psişesi ve fizyolojisi üzerinde özel bir öneme sahiptir. Koç-Terazi/Yengeç-Oğlak ekseni veya 1.ev-7.ev/4.ev-10 ev ekseninde yer alan gezegenler çok dikkat çekicidir. Bu tabloya 6-8-12.evlerde yerleşen ve sert açılar yapan planetler de dahildir. Bu durumda karşımıza çok daha ağır psikiyatrik bozukluklar çıkabilir.

BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLAR:

Denge:İki zıt kutup bir bütünü oluşturur. İkilik olmaksızın birliğin temeli olmaz. Terazi her şeyin zıddıyla birlikte varolduğunu içgüdüsel olarak bilir. Görünürde birbirini dışlıyor gibi dursa da temelde "TEZAT" lar aynı tezgahta dokunan ak iplikle kara iplik gibi birbirine sıkı sıkıya sarılmıştır. İki tarafta bir birini reddettiği sürece aralarındaki savaş sürer. Hakimiyet bir taraftan diğer tarafa gider gelir. Ancak taraflar birbirinin varlığını kabul edip, önem ve değer verdiği ve bunun bir "YARADILIŞ YASASI” olduğunu kavradığı zaman "DENGE" sağlanır. Evet, "İşin sırrı dengededir" teori tamamdır ama pratikte Terazi çuvallar. Her şeyi dengelemeye çalışmaktan kendi dengesini kaybeder. Tezatlar kafasını karıştırır, sinir sistemini alt-üst eder. Neyse ki imdadına J.A.Bertrand koşar; "Aslında denge sallantının kendisindedir.Terazi bunu ileri yaşlarda anlar. Gündüzle geceyi uzlaştırma sevdasından vazgeçer. İbresini fırlatıp atar. Ağırlık kaybeder. Dünya ona daha hafif gelir. İşe o zaman Zodyak’ın tam ortasında, tenle ruhun, gündüzle gecenin gelgitinde Terazi her şeyi sallar"

Eşitlik: Terazi, Gece ile Gündüzün eşitlendiği Sonbahar ekinoksunda yer alır. Güneş, 23 Eylül'de Terazi burcuna girdiğinde eşitlik de onun kanına girer. En önemli ihtiyacı paylaşmaktır. Sezgisel olarak her doğrunun aynı ağırlıkta, ama karşıt bir doğruyla dengelendiğini bilir. Taraflara tarafsızca yaklaşmayı ilke edinir. Bazen iki tarafı da dinledikten sonra Nasrettin Hoca misali ikisine de hak verir. Ona göre her gerçek iki yarım gerçekten oluşmaktadır.

Güzellik-Estetik-Zarafet-Kibarlık: Terazi veya Venüs’ün kuvvetle dokunduğu insanlar sadece göze değil aynı zamanda kafa ve kalbe de hitap eden anlamlı güzelliklere sahiptirler. Zarafet ve Kibarlık doğasında vardır. Yöneticisi Venüs Zodyak’ın en parlak gezegenidir. Mitoloji de ise "Güzellik ve Aşk Tanrıçası” ile "Işık İlahesidir”dir. Venüs hakimiyetindeki insanların yüz ifadeleri aydınlık, teni ipeksi, sesi tınılı, bakışları ışıltılı, gülüşü baştan çıkarıcıdır. Bazılarında bu tabloya gamzeler de eşlik eder. Çoğunlukla büyüleyici tiplerdir ama Venüs’ün büyüsü aktır. (Yıllanmış kaliteli bir şarabın damağınızda bıraktığı tada eşlik eden hafif bir baş dönmesi gibi...) Zodyak’ın asıl büyücüsü Pluto’dur. Akrep'in kara büyüsünün neye benzediğini önümüzdeki bölümde göreceğiz.

Cazibe-Aşk-Zevk-i Sefa(Afrodit Sembolü): Teraziler veya Venüs’ün hakimiyetindeki insanlar cazibe fukarası değildirler. Genellikle çekim gücü yüksek tılsımlı tiplerdir. Ama bu daha ziyade pasif bir çekimdir. Işıkla-Pervane aşkı gibi. Terazinin yaşam iksiri seks değil aşktır. (Venüs=Aşık Arketipi) Mitolojik "Afrodit" sembolü günümüze buram buram şehvet kokan bir seks objesi olarak aktarılmış olsa da cinsellik ne Terazi'nin ne de Venüs’ün takıntısı değildir. Terazi zihinsel olarak fethedilmeden bedensel olarak fethedilemez. Venüs, seksapelini daha çok Boğa-Akrep ekseninde sergiler. Tüm burçların karanlık yönlerinde olduğu gibi, Terazi'nin gölgesi de normal Terazi strateji ve kaynaklarının çarpıtılmasından başka bir şey değildir. O zaman Venüs’ün temsil ettiği temalara "Ye-İç-Eğlen-Gül-Oyna” tarzı yüzeysellikler, aşırılıklar ve şımarıklıklar hakim olur.

Artistik Yetenekler (Sanatçı ruhu): Terazi dünyaya Sanatçı ruhuyla gelir. Artistik yetenekler, gelişmiş estetik zevkler, zarif ve ritmik tavırlarla çevresini güzelleştirir. Sanatı meslek olarak seçmeyenlerin bile sanat tüm yaşamlarına damgasını vurur. Beden dilini iyi kullanırlar. Venüs’e uyumlu Ay açıları da eşlik ediyorsa çok iyi dans edip, şarkı söyleyebilirler.

Birliktelik (Biz Bilinci): Bu noktada Terazi de Koç kadar masumdur. Koç nasıl ki "Ben" bilincinin acemisiyse Terazi de "Biz" bilincinin acemisidir. Koç "Varoluş” Terazi de "Birliktelik" misyonunun öncüleridir. İnsan hiç tanımadığı bir enerjiyle ilk defa karşılaşırsa bunu nasıl kullanır? Acemice. Aynı aksta düet yapan bu ikilinin enerjileri birbirine 180 derece dik yansırsa ne olur? Karşı tarafın enerjisi diğer tarafa kırılarak geçtiğinden zayıflar. (Aynı zamanda ayna teşkil eder) Bu da ikiliyi önce bocalamaya sonrada denge arayışına iter. O halde ne Koç'u "Kurbanlık Koyun" ne de Terazi'yi "Günah Keçisi" ilan edip bu aksı iptal edemeyiz. Bilim ve teknikte dev adımlarla ilerleyen insanoğlu ilişkiler konusunda hala ilkelliğini saklı tutmaktadır. İlişkiler hala kanayan yaramızdır. İçimizdeki Koç-Terazi eksenini sağlıklı çalıştırmayı öğrenerek insan ilişkilerini insanlığa yaraşır bir hale getirebiliriz. Terazi’nin temsil ettiği 7.ev yakın birliktelikleri Evlilik-dostluk-Ortaklıklar -Taahhütler ve Açık düşmanları temsil eder. Terazi’nin bu ağır konuların ustası olabilmesi için bir hayli ter dökmesi ve karanlık yönleriyle yüzleşmesi gerekecektir. Ama O öncü bir burçtur ve tüm bunların üstesinden gelebilecek İnisiyatife sahiptir. Sadece Zodyak’ın değil aynı zamanda Simya sürecinin de tam ortasında yer alır. (Başak kapıda karşılar, Terazi ağırlar,Akrep de uğurlar) Bakır Venüs’ün metalidir. Isı ve elektriği en iyi ileten verimli bir metaldir. Terazi bu iletkenliği ve verimliliği ilişkilere taşıdığında "BİZ” bilinci ışıldar.

Dürüstlük ve İyi niyet: Teraziler dürüst bir karaktere ve adil bir vicdana sahiptirler. Doğum haritalarında çok ağır bir etki yoksa başkalarını hayrete düşürecek kadar saf ve iyi niyetlidirler. Venüs yararlı bir gezegen olduğu için şifreleri arasında art niyet yoktur. Ama evrende her şeye olduğu gibi art niyete de yer vardır ve Terazi'ye iltimas geçme gibi bir niyeti yoktur. Bu nedenle Terazi karşısına çıkan uyarı levhalarını dikkatle okumalıdır. Hava grubu bir burç olduğu için entelektüel ve zekidir fakat ironik bir biçimde kandırılmaya ve aldatılmaya yatkındır "Kişi kendi gibi bilir karşısındakini” sözü onlar için biçilmiş kaftandır. Eskilerin, Terazilerin kulağına küpe olacak nitelikte bir sözü daha vardır; "Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür” Terazi kendini korumak adına en başta iyi niyetini dengelemeyi öğrenmelidir.

Sevgi bağları (Evlilik-Dostluk-Arkadaşlık): Terazi ilişkiler ekseninde yer aldığı için doğal olarak ilişkiler bu burcun kendisini geliştirdiği alandır. Bu da ilişkilerde karmaşa ve uğraşı demektir. Terazi ne kadar çok şeye sahip olursa olsun eğer yaşamında sevgiyi paylaşacağı bir eşi yoksa kendini çok yalnız ve mutsuz hisseder. Terazi bir şeyin yarısıdır. Ve aradığı huzura öbür yarıyı bir yere yerleştirdiği zaman ulaşabilir. Her zaman karşı kefede kendisini dengeleyen bir ağırlığa ihtiyaç duyar. İşte bu yüzden her tür beraberliğe, özellikle evliliğe büyük önem verir. Aslında taahhütte bulunmaktan aklı çıkar ama Partneri de yaşamının vazgeçilmezidir. Bu ikilemi nasıl çözer? (Hem ağlarım hem giderim misali) Partnerinden sonraki sırayı dostluklar ve arkadaşlıklar alır. Terazi onlarsızda yapamaz. Açıkçası Terazi yalnızlığı sevmez.

Hak-Hukuk-Adalet: Terazi'nin bam telidir. "Ama bu haksızlık - Ama bu hiç de adil değil - Hukuk asla çiğnenmemeli” sözleri repertuarında sıkça yer alır. Dr.Wayne W.Dyer’in bu konudaki düşünceleri oldukça ilginç; "Ağaçkakanlar solucan yer. Bu, solucanlara haksızlıktır. Örümcekler sinek yer. Bu da sineklere haksızlıktır. Pumalar kurt öldürür, Kurtlar da porsuk. Porsuklar fareleri öldürür, Fareler de böcekleri. Böcekler.... Dünyanın adaleti olmadığını anlamak için doğaya bakmak yeter. Dünya, her şeyin adil olduğu mükemmel bir düzene sahip olsaydı, hiçbir canlı bir gün bile yaşayamazdı. Kuşların solucan yemesi yasak olurdu ve herkesin kişisel isteklerinin karşılanması gerekirdi." Bu değerler insanların bir arada düzen içinde yaşayabilmeleri için sosyal yaşamın vazgeçilmezleridir. Eksikliği ciddi boyutta sorunlara yol açar. Önemli olan bu kavramlarla psikolojik olarak paralize olmak değil, bu yüksek değerler karşısında takındığımız tavırdır. Bu konuda şikayet eden mi yoksa iş yapan biri miyiz ?Terazi Adalet tuzağına düşmemek için bu noktada kendini sorgulamak durumundadır.

Paradoksal yönleri: İkilemler, Terazi hava sahasının korsanlarıdır. Klasik Astroloji Terazi'yi "Kadife eldivenli demir yumruk" olarak tarif eder. Bu çok doğru bir tespittir. Aristo mantığıyla Terazi'yi tanıyamazsınız, onu ancak paradoksal bakış açısıyla çözebilirsiniz. Hem bir ipek gibi yumuşacık hem de bir kaya gibi serttir. Hem sıcaktır hem soğuktur. Hem yakındır hem uzaktır. Hem çalışkandır hem tembeldir. "Kül Kedisi" iken bir anda "Sindrella" ya dönüşerek kafanızı karıştırsa da amacı (İkizler teması veya Merkür baskın olmadığı sürece) sizi şaşırtmak değildir. Zaten kendisi ezeli ve ebedi bir ŞAŞKIN dır. İkilemlere karşı toleransı yüksektir ve çok ağır bir etki almadıkça ikilemlerini büyük bir zarafetle dengeler. En büyük tehlike benlik sınırlarıdır. Bir Oğlak gibi duvardan sınır örmez. Onun sınırları cam gibi ince ve saydam olduğundan sizi yanıltabilir ve ancak camdan içeri geçip her yeriniz kesildiğinde sınırı ihlal ettiğinizi anlarsınız.

Diplomasi ve Uzlaşma: "Harp ve Sulh" Koç-Terazi ekseninin ana temasıdır. Terazi bu eksenin Sulh yakasında yer aldığı için yaradılış olarak diplomasi ve uzlaşmaya yatkındır. Bu kavramlar gerek insan ilişkilerinde gerekse uluslararası boyutta kilit öneme sahiptir. O bize her şeyin Ak ya da Kara dan ibaret olmadığını ara tonlarında bulunduğu ve kullanılması gerektiğini hatırlatır. İyi de bir Arabulucudur. "Esneklik" ve "Ilımlılık” en büyük meziyetidir ama sorgulamadan ve irdelemeden sırf "Aman bir tatsızlık çıkmasın!” endişesi ve statükoyu koruma telaşıyla davrandığında yüzeysellik batağına saplanır. Aşırı vakalarda pasifizme demirleyebilir.

Endişe ve Erteleme: Terazi'nin en nevrotik tavrıdır. Bunu bir yaşam biçimi haline getirdiğinde hayatı ıskalar. Onu, "Keşke” sözcüğü ile geçmişe,"Umarım” sözcüğü ile geleceğe, "Acaba" sözcüğüyle de bugüne tutsak eden prangalarından kurtulmalıdır. “An” ı yaşamayı ve keyif almayı öğrenmelidir. Tüm bunların üstesinden gelebilmek için "risk" almalıdır. Karşı komşusu Koç’un kapısını çalmalıdır. Koç'u evde bulabilirse tabi...

Huzur ve Sakinlik: Terazi Huzur peşinde koşan bir "Huzursuz" ve sakin olmaya çalışan bir "Pasif-Agresif" tir. Mesele bundan ibarettir.

Onaylanma ihtiyacı-Sevilme ve Beğenilme zaafı: Tüm bunlar insanın ruhunu okşayan güzel duygulardır ama bir istek olmaktan çıkıp ihtiyaç haline geldiğinde zaafa dönüşür. Terazi kendinden emin olmakta zorlandığı için etrafına bu tür hatalı sinyaller yayar ve sıkça hayal kırıklıkları yaşar. Ne yaparsa yapsın herkesi memnun edemeyeceğini öğrenmesi ve bu sevdadan vazgeçmesi gerekir. Kendini başkalarının değer ölçülerine ve onayına bıraktığı zaman onu “Göklere çıkaranlarla” uçar, ”Yerin dibine sokanlarla” sürünür. Bu psikolojik çıkmaz sokaktan kendi değerini ve önemini kendi belirlediği, başkalarının inisiyatifine bırakmadığı zaman kurtulabilir ancak.

Kararsızlık: Kararsızlığın panzehiri tercihtir, seçimdir. Terazi en ufak bir karar verme durumunda bile büyük bir kriz yaşar. Hele acil durumlarda, zorlama ve baskı altında kaldığında komaya girer. "HAYIR" diyememe sendromundan muzdariptir. Açık ve net bir şekilde Evet demeyi de beceremez. Can kurtaran simidi gibi "BELKİ” sözcüğüne asılır. Belki yarı evet yarı hayır demektir. Bir süre oyalanıp zaman kazanır. Bunun bedeli yanlış anlaşılmaktır. Dolaylı tavrın temelinde ise eşit ölçülerde Ben enerjisinin zayıflığı - Biz enerjisinin acemiliği yatmaktadır. Koç'un tavrı direktir fakat Mars Terazi'de yer alıyorsa aynı problemi getirebilir.

Hüzne evet Acıya hayır tavrı:Terazi hüzne bayılır. Sonbaharın havası ve sarı-kırmızı tonları onu büyüler. Romantik ve Nostaljik duygularını besler. Ama ne acı çekmekten ne de acı çektirmekten hoşlanmaz. Acıyı nerede görse kaçar. Bunu içgüdüsel olarak yapar. Çünkü acıyla nasıl baş edeceğini bilemez. Acı onu derine çektiği için ürküp geri çekilir. Derine inerse dibe vuracağından çok korkar bu nedenle de lodos balığı gibi kıyıya vurur. Yöneticisi Venüs de ona bu konuda yardımcı olamaz çünkü ACI onun temsil ettiği konulara yabancıdır. Bileşiminde yüksek dozda Akrep varsa acının ustası olabilir yoksa Terazi, orta yaş eşiğine geldiğinde ard arda sahne alan Satürn-Pluto-Uranüs-Neptün gibi üstatların eşlik ettiği sınavda acıyı acımasızca öğrenir.

Tartışma ve yorum : Terazi'nin savaş ve mücadele gücü zayıftır. Bu zayıf noktasını tartışma ve yorum ustalığıyla kapatmaya çalışır. Geniş bakış açısı ve güçlü savunma mekanizması rakiplerini zorlar. Bu savunmaya en büyük tehdit diğer öncü burçlardır. Koç (Hücum-atak) Yengeç (Duygusal kıskaç) Oğlak (Soğuk strateji) Aralarında 90 derece kare açı vardır. Enerji alışverişi serttir. Bu nedenle tüm öncü burçlar birbirinden çekinirler, çünkü birinin zayıf noktası diğerinin en güçlü noktasıdır.

Gözlem yeteneği: Terazi'nin harika bir gözlem yeteneği vardır. Olaylara aşırı tepkide bulunmaz.İhtiyatlıdır. Önce her şeyi büyük bir özenle kaydeder. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şeyin farkına varmayan alık ve tepkisiz bir portre çizse de zamanı geldiğinde depoladığı tüm verileri kullanarak o herkesi afallatır. Burada oluşabilecek en büyük hatalı alan, gözleme dalıp eyleme geçmeyi ihmal etmesidir. Genel tavrı da budur.

Uyum ve Ahenk: Terazi’nin nihai hedefidir. Maharıshı Ayur-Veda uzmanı Dr.Hari Sharma’ya göre; "Bedene müzikal bir gözle baktığımızda, onun tek nota çalan bir enstrüman olmadığını görürüz. Beden, aynı zamanda çalan ve birbiriyle etkileşen farklı binlerce enstrümanın (biyokimyasal maddelerin) sayılamayacak kadar çok değişkenlik ve kombinasyon sergilediği bir senfonidir. Tıpkı tek tek notaların, tüm diğer notalarla bir armoni içerisinde olması gibi, sağlıklı bir bedendeki her kimyasal reaksiyon da tüm diğer reaksiyonlarla uyum içerisindedir."
Daha büyük ölçekte değerlendirecek olursak "Zodyak Senfoni Orkestrası”nda tüm planetler yer alır. Orkestra şefi Güneş ise Kompozitör Venüs’tür. Hep birlikte besteledikleri senfoni gökyüzünden yeryüzüne dalgalar halinde yayılır. Temel olarak 12 burç ve planetlerin enerjisi hepimizin içinde mevcuttur fakat hepimizin senfonisi ayrıdır. Farkı yaratan şey ölçü, vurgu, etkileşim biçimi ve alanıdır. Doğduğumuz ana (Doğum yeri-Tarihi-Saati) özel, Burç-Planet-Ev ve Açıları harmanladığımız da kendi senfonimizi besteleriz. Denemeye var mısınız? Öyleyse İster notaları ister renkleri kullanın.Temel malzeme benden, eseri yaratmak da sizden.

Koç : Re-bemol....Kırmızı
Boğa :Mi-bemol....Yeşil
İkizler :Fa-diyez.....Sarı
Yengeç : Sol-diyez....Gümüş
Aslan : La-diyez....Altın
Başak : Do....Kahve
Terazi :Re-natürel....Mavi
Akrep : Mi.....Lal
Yay : Fa....Mor
Oğlak : Sol....Siyah
Kova : La....Çivit Mavi
Balık :Si....Menekşe

Bestelediğiniz senfoni veya yaptığınız resmin keyfini çıkarmayı sakın ihmal etmeyin.

Zira önümüzdeki Pluto/ Akrep Burcu yolculuğunda hepimiz “S.O.S.” verebiliriz....


Kısasa kısas tüm dünyayı kör eder Gandhi -Oda bir Terazi _

Doğum haritanızda Terazi'nin bulunduğu yer bir ortağa,bir aynaya, kendinizi daha iyi anlamanıza yardımcı olacak birilerine ihtiyaç duyduğunuz yerdir.


Haritanızda Terazi'nin bulunduğu yerde,aşırı uçlara güçlü bir çekim yaşarsınız. İki tercih yada fırsat arasında seçim yapmak zorunda kalabilir,karar vermede zorlanabilirsiniz. Size yardım edecek şey,ikiliklerin sadece bir yanılsama olduğunu ve aralarında belirli bir eşitlik olduğunu fark etmektir.

Her yedi yılda bir ilişkinizin ince elenip sık dokunan bir inceleme döneminden geçtiğinin farkında olmalısınız. Ortaya çıkan zorluklar sayesinde büyümek için en iyi zamandır bu zamanlar.

Haritanızın neresinde Terazi varsa , orası hukuku, sanatı, tasarım ve renkleri kullanarak yükseleceğiniz yerdir. hayatınızın bu bölümünde yaratıcı ve artistik olun.

Terazinin olduğu evde , size değerli bir ders vermeye çalışan düşmanlarla karşılaşabilirsiniz. Onlar bu derslerin farkında olmayabilirler ama eğer siz onların size ne öğretmeye çalıştıklarını görebilirseniz , bu çatışmada üstün gelecek ve zafer kazanacaksınız.

Terazi ayı içinde,iş ortaklarınız, sevgilileriniz, düşmanlarınız, avukatlarınız, müşterileriniz, tasarımcılarınız ve sanatçılarınız tarafından oluşacak ya da onlarla ilgili eşzamanlılıkları takip edin. Değişik alanlardaki saklı imkanları keşfetmek için yeniden tasarımlamak yada mobilyaların yerini değiştirmek için en iyi zaman. Eşinizle zaman geçirmelisiniz ve eğer eşiniz yoksa , çok daha ciddi ve bilinçli bir şekilde bir eş aramaya başlamak için en uygun zaman. Yılın bu dönemi gündüz ve gece birbirine eşit olur. Yılın bu dönemi gerçek aşkınızı bulma yolunda size destek verecektir.

Yaz bugün bitiyor.Artık olgunlaşma ve hasat zamanı.Satürn ve Güneş bu ay içinde yüceleşek üzerimizde.

Bir partneriniz varsa mutlaka birlikte Tantra Yoga yapın bu zamanlarda.


Yıldızlarınız üzerinizde mutluluk ve şansla pırıl pırıl parlasın,İyi bir Terazi ayı geçirmeniz dileği ile...

Hülya Balıkavlayan♥♥♥










Ayrıca Kaynaklarım:

Ders Notlarım ve
Medical Astrology (Jane Ridder-Patric)
Planets and Their Keywords (Reinhold Ebertin)
The Planets and Human Behaviour (Jeff Mayo)

14 Eylül 2012 Cuma

Mimari Astro



Merhaba :)

Astrolojiye profesyonel olarak başlamadan önce yaptığım iç mimarlık ile Astrolojiyi birleştirerek yeni bir akım başlatıyoruz. Öncelikle bunun Feng Shui ile karıştırılmamasını istiyorum. Yakın olsa da tam olarak değil.


İnsanın gelişmesi ve kendini rahat ifade edebilmesi için; içinde yaşadığı çevreyle uyumlu olması çok önemlidir. Aynı şekilde yapacağı bilinçli düzenlemelerle kendisine uygun bir çevre yaratması da mümkündür. Yaşam alanlarının kendini ifade etmesine kolaylık sağlar nitelik göstermesi kişinin çevre ilişkilerinin daha verimli olmasına yol açar.


Var olan her yapı; Astroloji'de ATEŞ; HAVA; SU ve TOPRAK olarak ifade edilen unsurların birleşiminden oluşur. Doğum tarihimize göre çıkarılan size özel astroloji haritası varlığımız ve yapımız hakkında bize geniş bilgiler sunmaktadır. Bu yapı rahat gelişebilmek için uygun ortamlara ve gelişim koşullarına ihtiyaç duyar. Bu koşulların sağlanmaması durumunda varlıksal kapasitemizi tam kullanabileceğimiz düşünülemez.
Öte yandan yaşam alanlarını bilinçli olarak düzenleyen bireylerin sayısı arttıkça uyumlu ve doğayla barışık çevrelerin genişleyeceğini düşünmek yanlış olmayacaktır.Doğum haritanıza göre çıkartılan haritanızda nasıl bir evin enerjisine sahip olacağınız , tüm zevklerinizi görerek yapılan bu çalışma parmağınızı bile kıpırdatmaya gerek olmayacak.


Elbette düzenlemelerin işe yarayacağı hususunda şüpheleriniz olabilir. Ancak bunlar sizi bu uygulamayı deneme hususunda alıkoymamalı. Bu düzenlemeler sizin üzerinizde olduğu kadar çevre üzerinde öyle değiştirici bir etki yapıyor ki üzerinde yaşadığımız dünyanın soluk almasını sağlıyor.

Düzenli olarak yaşadığımız alanlarda (ev;ofis) yapılacak bu uygulama, içinde yaşayan bireylerin kendilerini en iyi biçimde ifade etmelerine olanak tanıyan bir ortam yaratmanın yanı sıra; doğal gelişmeye öncülük ediyor.

Mimari Astro ile sadece görüntüye önem veren bir güzellik yerine; doğal içsel uyumu, size ait güzelliği yaşamanıza olanak tanıyacak bir ortam yaratıp, evinizi içinden çıkmayı hiç istemeyeceğiniz bir yuva; iş yeriniz ise sizi ulaşmak istediğiniz hedeflere götüren verimli bir ortam haline dönüştüreceksiniz... 

Sevgilerimle 

Hülya Balıkavlayan

22 Ağustos 2012 Çarşamba

BAŞAK BURCU VE BAŞAKLARIN BİLİNMEYEN YÜZÜ , BAŞAK AYI BOYUNCA BURÇLARA ETKİLER






Temel İlkesi : Üretirim.




Düzenli,üretici ve güçlü zekaya sahip olmaktan keyif alır. Hem bedenini hem de zihnini geliştirir , çünkü işleri en iyi seviyeye getirmek isteği çok kuvvetlidir.




Hasat zamanı doğmuş olmanız nedeni ile üretmek konusunda çok iyisiniz. İnsanlık ile ilgili bilgi birikimi sayesinde , Başak'ın rolü , bize neyin değerli olup neyin olmadığını göstermektir. Başak modern kadın ya da erkeğin bir sembolü olabilir , organizasyon ve iletişim yeteneği çok gelişmiştir. Hayatlarının amacı her zaman çok üretken olmaktır ve bu da başakların sürekli olarak kendi performanslarını eleştirmelerine neden olur. Bazıları Başaklar için eleştirisel diyebilir ama aslında bu onların idealist bir burç olduklarının göstergesidir. Hasat zamanında doğan başak dokundukları her şeye tam potansiyel sağlamak isterler. Başaklar dünyevi ve pratik tabiatlıdır. Bu özellik bu burcun hayalleri gerçekleştirmesine neden olur , aşkta Başak kadını ya da erkeği kişisel olarak tutkuludur. Yıllar geçtikçe Başaklar hep sadık kalacaklardır, sevgileri her zaman derin olacaktır.




'Tırtıl, kadife çiçeklerini ölçen tırtıl, bana öyle geliyor ki durmalı ve görmelisin, onların ne kadar güzel olduklarını'

-Susam Sokağı


Başaklar da tırtıllar gibi olabilirler. Sınıflandırma, analiz etme ve ayırt etmeyle o kadar meşgullerdir ki, çiçekleri ve hayatın onlara sunduklarını yaşamayı unuturlar. Bizler de haritamızda Başak'ın olduğu yerde aynı şeyi yapma eğilimindeyiz. İlişki evinde Başak olan bir adamın haritasını çıkarmıştım. Yorumlar sürekli onun ilişkileri üzerineydi. Sevgilisi hakkında her şeyi bilmek istediğini söyledi. Sonunda, artık sabırsızlandığımda, ona 'sevgilini sınıflandırmak ve eleştirmekle o kadar meşgulsun ki onun keyfine varamıyorsun' dedim. O sanki kelebeklere bayılan ve onlara sürekli bakabilmek için onları avlayan ve tahtalara iğneleyen birine benziyordu. Bazen bir deneyimi sınıflandırmak, ona teslim olup ortasına atlayıvermekten daha kolaydır. Bize bir kontrol duygusu verir. Tırtıl Sendromu Başaklar'ın hayatlarının küçük bir bölümüne odaklanmalarına ve onunla takıntılı hale gelmelerine sebep olur. Bu yüzden, bazen hayatın çok küçük bir parçası hakkında bilinmesi gereken her şeyi bilirler, ama sonunda hiç bir şey bilmediklerini anlarlar. En küçük parçayı bulana kadar keser dururlar, ama en küçük parçaya geldiklerinde ne aramakta olduklarını çoktan unutmuşlardır. Başak bir mükemmelliyetçi de olabilir. Bu onların hayata zum yapma ihtiyacından kaynaklanır. Eğer herhangi bir şeye zum yaparsanız, elbette bir kusur bulursunuz. Başak'ın öğrenmesi gereken şey kusurların genel kusursuzluğun bir parçası olabileceğidir.

Eleştiri de Başak için önemli bir nokta olabilir. Moralinizi bozmayı seven kaba insanlar değillerdir. Kendilerini diğerlerine yaptıklarından yüz kat daha fazla eleştirirler. Bir Başak'a ne kadar yakınsanız, o kadar çok eleştiriye maruz kalırsınız. Neden? Sizin mükemmel olmanızı isterler. Ama katılıyorum, 'As good as It Gets' filmindeki karakter gibi, düzen ve alışıldık şeylere ihtiyaçları onları takıntılı ve zorlayıcı yapabilir.

Kusursuzluk ;Başak ın hedefi budur. Kendi potansiyellerinin en üst, en arıtılmış düzeyine çıkmaktır.Hangi doruğa ulaşırsa ulaşsın hedefi daha yukarıdır. Saflık, doyum,anlam içerme, zor işler ve ulaşılması zor hedefler Başak ın konularıdır.Başak ın ana kaynağı kişisel dönüşüme (transformasyona) duyduğu açlık ve mükemmellik duygusudur.Gerçeklerle ilgili kılı kırk yaran, vicdanlı bir dürüstlüğü vardır. Mükemmel ile gerçek arasındaki gerilim Başak ın büyümesini hızlandırır, yönlendirir ve onu değişime zorlar. Asla halinden memnun, kayıtsız değildir. Repertuarında tembellik yer almaz. Kişisel önemini abartmaya karşı kendini sigortalamış olması onu mütevazi yapar. Stratejisi hizmettir. Başak kendisine içsel olarak bakar, parlatılabilecek özelliklerini bulur ve pragmatik gerçekçiliğiyle yollar bularak bunları dünyaya sunar. Özen, dikkat ve sabır gerektiren işler, sorumluluk duygusu, insanlara hizmet Başak a çok doğal gelir. Gölgesi kaynağı olan kusursuzluk anlayışının çarpıtılmasıyla ortaya çıkan sakatlayıcı ve yok edici öz eleştiridir. Bunu dış dünyaya eleştiricilik, alaycılık ve çevresindeki herhangi bir şeye (veya her şeye) olumsuz bakarak yansıtabilir.






Öğrenmesi gereken; kendisini affetmektir. Kendisini yargılama kapasitesini kendisini olduğu gibi kabullenerek törpülemelidir. Aksi taktirde, sıkıcı bir şüphe ve kendini kısıtlama çizgisine gider. İçsel bir eksikliğini özverili davranarak saklama duygusundan kurtulmalıdır. Detaylarda kaybolmadan bütünü görebilmesi için gerekli ile gereksizi ayırmasını öğrenmesi şarttır.

Zodyak çemberindeki ilk öğrenme otomatik öğrenmeyi (etrafımızda algıladıklarımızı isimlendirmeyi, konuşmayı, yazmayı, taklit etmeyi) temsil eden İkizler burcuyla karşımıza çıkar. Anne karnından ayrılıp kendimizi ayrı bir varlık olarak kabul ettikten sonra bir çevremiz olduğunun farkına varır, bu çevre ile etkileşim içine gireriz. İhtiyaçlarımızı anlatmak, neler olduğunu anlamak için etrafta dolaşan ortak dili, eşyalara ne dendiğini, kavramları taklit ederek -duyarak, söyleyerek- otomatik olarak öğrenmeye başlarız. Bu öğrenme olgusuyla ilk karşılaşmamızdır.

Zodyaktaki ikinci öğrenim durağı ise Başak'tır. Bu süreçteki öğrenme İkizler’den farklıdır. Başak, benliğin dolaysız olarak ifade ettiklerini, ortaya çıkardığı ham yaratıcılığı ve yeteneğini işlemek, parlatmak ve gerçek mükemmelliğine kavuşturmak üzere, bir önceki burç olan Aslan’dan devralır. Aslan’dan sonraki bu süreç bir cevherin -bir hammaddenin- işlenmesi ve daha büyük bir bütünün içinde işlev görebilmesi ve faydalı olabilmesi için hazır hale getirilme sürecidir. Sahip olduğumuz zeka, yetenek ve becerilerin geliştirilip somut bir şekilde başkalarına, içinde bulunduğumuz dünyaya yararlı olacak şekilde hizmet olarak sunulmasıdır. Bu bakımdan Başak’taki öğrenme daha spesifik ve ustalaşmaya yönelik bir öğrenmedir.

12 Burçluk Zodyak çemberinde Başak 6.burç olarak bütünlenmeye giden yolda kişisel sürecin tamamlanmasını sağlar. Bu devre artık kendini düzenleme, daha büyük bir bütüne ulaşmak üzere dışarıya açılmaya hazırlanma aşamasıdır ve bilgiyi toplamaktan ziyade hazmetmek, işe yarar hale getirmekle ve bilgiden öğrenmekle ilgilidir. Bu öğrenme, yetenekleri geliştirme becerisini ve daha sonra karşılaşılacak farklı durumlarda da uygulayabilme becerisini kazanmaktır.

Başak, yöneticisi olan, algı ve öğrenmenin temsilcisi Merkür’ün dikkati ile detaylara ve ince ayara yönelir. Aynı zamanda Başak’ın bir toprak burcu olmasından dolayı bu öğrenme, sadece soyut akılla değil yaşadığımız somut dünya ile ilgilidir. İkizler sürecinden sonra geçilen ve mutlaka tamamlanması gereken, ham bilgilerin düzenlenmesi, ayrıştırılması, gerekli olanın alınması ve teorik bilginin yaşadığımız günlük hayatta somut bir şekilde uygulamaya geçirilmesiyle ilgili bir süreçtir.

Bu süreci nasıl tamamlayabiliriz? Teorik olarak öğrendiğimiz bir bilgiyi günlük hayatta uygulamayı nasıl öğrenebiliriz? Burada Başak’ın meşhur öğretisi devreye girer. Çıraklık ederek öğrenmek. Ustalığa giden yol bir ustanın yanında bilginin uygulanışını öğrenmektir. Bu tür bir öğrenmenin ilk şartı itaattir; bilmediğini kabul etmek, bilene teslim olmak, öğretilene tam olarak uymak, aynen gösterildiği gibi uygulamak… Başak burcu bu donanıma sahiptir. En önemli unsurları tevazü, çalışkanlık ve kendini mükemmelleştirme arzusu bu amaca hizmet eder.

Başak’taki öğrenme süreci nasıl aksar? Kendini mükemmelleştirme konusunda olduğu kadar sabote etme konusunda da Başak epey donanımlı bir burçtur. Bu, Başak burcunun öğrenme sürecinde de açıkça görülür. Kendini geliştirme arzusu mükemmeliyetçiliğe döndüğünde, alçak gönüllülük aşağılık kompleksine döndüğünde (dolayısıyla yükseklik kompleksine), kusurlu olanı fark etmek eleştiriye döndüğünde doğal öğrenme süreci de aksar.

Başak ne zaman öğrenemez? Kendi hakkında olumsuz düşündüğünde (ben öğrenemiyorum, aklım ermiyor, takılıyorum, beceriksizim, vb), istediği mükemmelliğe ulaşamayacağını düşündüğünde (yüksek standartlar), tam anlamıyla çıraklık yapmadan ustalık yapmak istediğinde, kendi yönteminde ve düzeninde direttiğinde, bilgiyi işlemeyen noktayı tamir etmek üzere kullanmaktan ziyade kendini ya da başkasını eleştirmekle meşgul olduğunda, ayrıştırma mekanizmasındaki aksama dolayısıyla gerekli olmayan ayrıntılar üzerinde takıldığı ve küçük bir aksaklık dolayısıyla tüm süreçten vazgeçtiğinde Başak tarzı öğrenme süreci sekteye uğrar. Mükemmeliyetçilik yüzünden mükemmel olunamayan her durum reddedilebilir (bilmiyor olmak, çırak olmak, beceriksiz olmak, bir şeyi yanlış yapıyor olmak, bir işe daha yeni başlarken yapılan doğal hataları yapmak vs).

Başak sürecinin aksadığını nasıl anlayabiliriz? Usta-çırak ilişkisinde ustamızın gösterdiğini değil kendi bildiğimizi veya doğru olarak düşündüğümüzü yapmaya devam ediyorsak, kendimizi dövmek, suçlamak, başkalarını ya da durumları eleştirmek yerine bir şeyin neden işlemediğini gözlemleyemiyorsak, verilen ödevleri, rutin tekrarları yapmıyorsak, işin ehlinin yap dediği, ancak bizce gerekli görünmeyen ayrıntıları atlıyorsak, bir işi bilmediğinizi bilmiyorsak, çalışmayı sevmiyorsak, yapılması gerekenleri erteleme alışkanlığındaysak bu süreç aksıyor demektir. Hala bir yeteneğimizi somut bir şekilde ortaya koyamamış ve parlatamamışsak, bizim için en önemli uğraşılarımız hobi (Aslan) düzeyini geçememişse, bildiklerimizi yaşadığımız günlük hayatta uygulayamıyorsak, bilgi birikimimizi başkalarına yararlı hale getirmek için nasıl birleştireceğimizi bilmiyorsak Başak öğrenimini tamamlayamıyoruz demektir.

Başak burcunun öğrenme sürecinin gereklerini yapmadan zodyakın bütüncül öğrenim yolu olan İkizler-Başak-Yay-Balık yolunda sağlıklı bir şekilde ilerleyemeyiz. Uygulama becerisi kazanmadan Yay sürecindeki felsefeyi hayata geçiremeyiz, bilmediğimizi kabul edebilecek bir alçak gönüllülük kazanmadan Yay tuzaklarını –fanatizm, guru egosu, fildişi kulesinde yaşamak, her şeyi bildiğini zannetmek, lutfetmek- geçemeyiz. Ya da Balık sürecindeki yüksek bilince ulaşabilmek için kendi bilincimizi bırakmayı mütevaziliği öğrenmeden beceremeyiz, dolayısıyla Balık’ın spiritüel ego, kişiselliği aştığını zannetmek ve yanılsama gibi tuzaklarından kurtulamayız.

Daha yüksek öğretilere, sezgizel bilgiye ve ruhsal öğrenime giden Yay ve Balık yolundaki yolculuğa Başak alt yapısı olmadan, orada nefes alabilmemizi sağlayacak donanımı ve beceriyi kazanmadan, somut gereklilikleri yapmadan çıkamayız. Eğer yola Başak donanımı olmadan çıkarsak yükseklerde başımız dönebilir, büyüklüğün derinliği içinde hiçbir şekilde yol bulamayıp kaybolabiliriz, kafa karışıklığı ve bulanıklık yaşayabiliriz, o bütünlüğe ve ruhsallığa tüm hayatımızda değil, sadece yaşadığımız hayattan uzaklaştığımızda, kaçışlarımızda, kendimizi uyuşturduğumuzda ve ancak parça parça erişebiliriz. Çünkü Balık’ın vaat ettiği ruhsallığı hayatımızın tümüne yayabilecek kaslarımızı geliştirmemişizdir. Aydınlanma ve farkındalık yolunda her gün çalışmadan, her gün kafamızı eğip öğrenmeden bir gün gelip de aydınlanacağımızı düşünmek, içimizdeki cevherin hayat bulacağını zannetmek en büyük kandırmacamız haline gelir.

Koca bir mermer bloğu yontmakla meşgul ünlü rönesans sanatçısı Michelangelo’ya bir delikanlı, niçin bu yorucu işle uğraştığını sorar. Daha sonra en ünlü heykeli David’e dönüşecek olan mermerden başını kaldıran sanatçı bu soruyu şöyle yanıtlar:. ‘Genç adam, bu kayanın içinde melek var ve ben onu özgürlüğe kavuşturuyorum.’

Michelangelo’nun bu cevabı Balık’a özgü bir son’u nasıl Başak tarzıyla hazırlamak zorunda olduğumuzun iyi bir ifadesidir. Hepimiz bir eser olarak kendimizi ortaya çıkartmak ve kendimizi aşmak istiyorsak Başak’ın öğrenim yolunu tamamlamak, yorucu ve ustalıklı çalışmasını öğrenmek zorundayız. Başak yolunda törpülenmeden Balık sürecinde dağılırız ve içimizdeki eseri ancak rüyalarımızda ya da hayal alemimizde görürüz.

“BİR BÜTÜN dür, BÜTÜN de BİR dir”
Başak burcu "Zodyak’ın Sinerji Ustasıdır.” Onunla birlikte bütünü oluşturan birimin önemi ve değeri üzerine odaklanırız. O, Zodyak çarkının dişlilerini tek tek ele alır, bakım ve onarımını yapar, sistemin tıkır tıkır işlemesini sağlar. O aynı zamanda bir "Simyacı“dır. Kurşunu altına çevirebilme becerisine sahip "Hermes" tir. Başak için simya sadece sıradan bir metalin nadide bir metale çevrilmesi değil, aynı sihirle sıradan bir ruhun nadide bir ruha dönüşebilmesidir. Zodyak çemberinin 6-7-8.evleri simya süreci ile kusursuz bir şekilde örtüşür; Başak=Ayrıştırma/ Terazi=Birleştirme/ Akrep=Dönüştürme sürecini temsil eder. Başak bu süreçte bize simyanın kapısını aralar, ayrıştırma ve saflaştırma işlemleriyle ruh ve bedenin simyasını gözler önüne serer.

Son dönemde bazı astrologlar Merkür’ün sadece İkizler burcunu yönettiği, Başak burcunu ise CHİRON (Kayron)’un yönettiği tezi üzerinde durmaktadırlar. Satürn ile Uranüs arasındaki yörüngede yer alan Chiron 1977 yılında keşfedilmiştir. Güneş çevresindeki yörüngesini 50-51 dünya yılında tamamlayan Chiron dünyaya yaklaştığı dönemlerde önemli tarihi olaylara damgasını vurmuştur. Roentgen tarafından X ışınları nın keşfi ve "Chiropractic" denen, sinir sistemine bağlı alternatif yöntemin keşfinde onun parmak izini görürüz. Evreni ve İnsanı anlamamıza en son katkılarda bulunan "Kuantum Fiziği” ve "Hologram Tekniği” Chiron’un keşfedildiği 1977 yılından beri ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. Chiron'un tekrar dünyaya yaklaşmasıyla belki yakın gelecekte, gezegenlerden ve burçlardan gelen kozmik ışınımın insan genetiğini etkilediği ve beyni programladığı, dolayısıyla yeryüzündeki yaşamda söz sahibi olduğu somut bir biçimde ortaya konacaktır. Chiron’un bir planet olup olmadığı zaman içinde açıklığa kavuşacaktır. Zaten hiçbir planet biz onu görmeye hazır olmadan bize gözükmez. Sadece uzaktan kendisini hissettirecek sinyaller yayar. Chiron'un yaydığı sinyallere bakacak olursak Başak burcu ve 6. evi yönetmesi kuvvetli bir ihtimaldir. Bu bağlamda Chiron bir gezegen olarak kabul gördüğünde belki senkronize bir biçimde Kuantum Tıb da kabul görecektir. Merkür’ü İkizler burcu bölümünde detaylı bir şekilde incelediğimiz için Başak Burcuyla ilgili olarak söyleyebileceğimiz en temel şey; bu burçta çok güçlü olduğu, pratik ve teknik beceriler verdiği, çeşitli birimler arasında koordinasyonu sağladığıdır.

BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI:

Bağırsaklar: Üç bölüme ayrılır; 1) İnce Bağırsaklar; Mideden sonraki ilk bölüme oniki parmak bağırsağı; Duedonum denir. Sonra gelen kümeleşmiş boş bölüme Jejunum ve son kıvrımlı bölgeye ise İleum adı verilir. Duedonuma Karaciğerden safra, Pankreastan amilaz, lipaz, tripsinojen ve kimotripsinojen enzimleri gelir. Burası bütün besinlerin kimyasal sindiriminin yapıldığı ve sona erdiği yerdir. İnce bağırsak duvarından kana sekretin, bağırsak içine laktaz, maltaz, sükraz, enterokinaz ve erepsin enzimi salgılanır. 2) Kalın Bağırsak; Sindirilemeyen besin artıklarının (posa) toplandığı ve taşındığı yerdir. Su, mineral ve vitaminlerin büyük bir bölümü burada emilir. Kalın bağırsakta B ve K vitamini sentezleyen bakteriler vardır.Kalınbağırsak karın boşluğunu çerçeveler; sağ taraftan yukarıya karaciğere doğru gider ve "yükselen kolon", mide altından geçerek "enine kolon" ve oradan da aşağıya doğru inip "inen kolon" aşağıda göden bağırsağı adını alarak anüsle son bulur. 3) Kör Bağırsak; İnce bağırsakla Kalın bağırsağın birleştiği yerin alt tarafında kalan bağırsak parçasıdır. Körbağırsağın "Apandis" adı verilen ve kimi zaman iltihaplanarak "Apandisit"hastalığını oluşturan içi boş bir çıkıntısı vardır.
Yediğimiz besinler sindirim süreci içinde önce parçalanır sonra emilerek kana karışır, işe yaramayan posalar da dışarı atılır. Organik bir süreç olan "Parçalama ve Emilme" fonksiyonlarının psikolojik karşılığı "Analiz ve Kusursuzlaştırma” dır.
Bağırsak Rahatsızlıkları: Bağırsak kanseri, Kabızlık, İshal, Crohn hastalığı, Ülserli Kolit, Çöliak Hastalığı (Glütene karşı aşırı duyarlılık), Apandisit, Aşırı duyarlı bağırsak sendromu-İBS (Yiyeceklere karşı duyarlılık, Laktoz duyarlılığı, Çay,kahve ve alkol), Kandida alerjisi vb. sayabiliriz.

Dr.G.L.Engel, KOLİT rahatsızlığı olan hastaların, kendilerine özgü bir kişilik yapıları olduğunu savunmuştur. Ona göre bu kişiler aşırı titiz, ince eleyip sık dokuyan, takıntılı-zorlayıcı (obsessif-kompulsif), kararsız, aşırı derecede düzenli, katı kurallara sahip, aşırı mantıklı ve yoğun kaygılı kişilerdir. Diğer bir örnek de ÜLSER hastalığıdır. Midedeki salgıların işlevi duygulardan şiddetle etkilenir. Normal olarak mide çeperleri, hidroklorik asit gibi güçlü salgılardan korunur. Ancak, bu doğal savunma bozulduğunda mide kendisine ait bir parçayı da sindirmeye başlar.Yani mide zarı midenin kendi salgısı tarafından delinir. Bir tıp deyimi vardır; "Ülser sizin yediğiniz şey değil, sizi yiyen şeydir”. Ülser en çok Başak-Yengeç karışımı olan insanlarda görülür. Burada bir parantez açıp bu iki burcun "Kendi kendini yeme sendromu"na değinmek gerekir. (Yengeç'in çağanoz cinsi ağa takıldığında bir anda kendi kendini yiyip içini boşaltır- Başak kıstırıldığında ya dudaklarını ya tırnaklarını ya da tırnak etini yer bitirir). Çoğu sindirim bozukluğunun aslında ruhsal kökenli olduğu doktorlarca bilinmektedir. KABIZ rahatsızlığının altını kazıdığımızda karşımıza, katı düşünce kalıpları, aşırı kuralcı ve kontrolcü davranışlar, inat ve bırakamama modeli çıkar. İSHAL de ise; korku, reddediş, kaçış gibi bunalımlı davranışlar etkendir.

Cıva Zehirlenmeleri: Hava-Toprak-Su kirlendikçe vücudumuza giren cıva miktarı artar. Cıva zehirlenmelerinin etkileri en çok sinir sistemi üzerinde görülür. Gebelikte cıva zehirlenmesine maruz kalan kadınların beyin kanamalı, küçük kafalı ve geri zekalı çocuklar doğurduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca cıvalı diş dolguları da çeşitli reaksiyonlara yol açar; Bağışlık sistemini zayıflatabilir, ağızda bir takım elektrik akımları (Galvanizm) oluşabilir, çiğneme esnasında ağızdan cıva buharı salınabilir, ağızdaki bakteriler cıvayı, cıva metile dönüştürerek daha zehirli bir cıva bileşimi oluşturabilir, deride ürtiker ya da egzamaya benzer döküntüler olabilir.

Mide-Bağırsak Gazları ve Geğirme: Gaz genellikle mide-bağırsak yolundaki bakterilerin yol açtığı fermantasyondan kaynaklanır. Yediğimiz yiyecekler (özellikle baklagiller) de gazı artırır. Geğirme ise çok acele yemek yerken bol hava yutulmasından kaynaklanır. Hidroklorik asit ve pepsin azlığı midede bakterilerin aşırı çoğalmasına, bu da besinlerin hemen fermantasyona uğrayıp gaz üretmesine neden olabilir. Sonuç olarak mide şişer ve geğirme başlar.

Parazitler, Bakteriler, Virüsler, Mantarlar - Bulaşıcı Hastalıklar: Parazitler (Askarit, Bağırsak solucanı, amip vb.) bağırsaklara yerleşerek besinlerimize ortak çıkan asalaklardır. Bakterilere gelince insan kolonunda çok miktarda bulunur. Bunların bir çok önemli işlevleri vardır. Kolondaki ve dışkıdaki bakteri miktarı gram başına on milyardır ki, bu da bedenimizde insan hücresinden çok mikrop hücresi barındırıyoruz demektir. Kandida Albicans denen mantarın kalınbağırsakta aşırı çoğalmasının başlıca nedenleri antibiyotik kullanımı, aşırı karbonhidratlı gıdalar, gebeliği önleyici haplar, östrojenler ve stroidlerdir. Kandida alerjisi ayrıca mide-ağız ve vajinada yaygın olarak görülür. "Louise Pasteur" sayesinde virüslerle başa çıkmayı öğrendik. Dr.Marvin Stein’ın tespiti öğrenmemiz gereken başka bir gerçeği işaret etmektedir; “Hastalığa neden olan şeyin sadece bir bakteri ya da virüs olduğuna ilişkin eski görüşler artık geçerli değildir. Bakteri ya da virüslerin ev sahibi de hastalıkta en az onlar kadar önemli rol oynamaktadır.” Başak en güçlü özelliği olan ayrıştırma ve saflaştırma sayesinde sapla samanı birbirinden kolaylıkla ayırabilir, verimli olanı içte, verimsizi ise dışta bırakabilir. Sindirim Sistemini kapsayan başlıca bulaşıcı hastalıklar; Sarılık, Tifo, Dizanteri, Kolera vb.dir. Burada Başak temasıyla birlikte, Jüpiter (Karaciğer-Safra Kesesi), Ay (Mide-Pankreas), Güneş (Timüs bezi ve bağışıklık sistemi) ön plandadır. Ayrıca bulaşıcı-deforme edici özellikleriyle “Büyük Yıkıcı” olarak ünlenen Pluto ve ateşli-iltihaplı cephanesiyle ”Güdüsel Savaşçı” unvanına sahip Mars da devrededir.

Karın Bölgesi: Ağrı ve spazmlar, Fıtık (Başak temasıyla birlikte Mars-Uranüs sert açıları etkilidir.)

Hastalık Hastalığı: Başak burcunun yönettiği 6. ev temaları içinde sağlık önemli bir yer tutar. Dolayısıyla o aynı zaman da Sağlık Bakanımızdır. Böylesi hayati önem taşıyan bir konuda Başak'ın “hastalık hastalığı”ndan muzdarip olması 6.evin sağlıksız işlemesine yol açar. Psikiyatrist W. Ellerbroek’in inancına göre hastalık "size olan " bir şeyler değildir, "sizin yaptığınız” davranışlardır. “Hastalıklar, gerçek dünyanın yanlış yorumları ve o dünyaya yönelik mücadeleleridir. Eğer olayların nasıl olması gerektiğine ilişkin kurduğunuz hayaller, olayların oluş biçimine uymuyorsa, başınız derde girer. Bu konuda bir şeyler yapabileceğinize inanıyorsanız kızgınlık duyarsınız. Bir şeyler yapamayacağınıza inanıyorsanız bu kez de depresyona girersiniz.” diyor. (Ellerbroek daha önceleri bir cerrahtı. Ancak, insanları kesip biçmek yerine onların dünyaya bakış açılarını değiştirmenin daha önemli olduğuna karar verince cerrahlığı bırakıp psikiyatrist oldu) Burada Satürn (Kronik-Fobik) ve Neptün (Çözücü-Bozguna uğratıcı), Pluto (Takıntılı-Saplantılı) zorlayıcı açıları etkilidir.

BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI:

Analiz Yeteneği: Başka hiçbir burç kendisini serinkanlılıkla parçalara ayırarak böyle inceleyemez. Başak, bütünü oluşturan birime hakkını verir. Parçalardaki bozukluğun bütünü tehlikeye sokacağını bilir. Bu nedenle bütün parçaları tek tek elden geçirir, sarmal bir düzen oluşturacak şekilde yeniden bir birine ekler. Böylece her hangi bir parça alınıp ayrıntılarıyla incelendiğinde diğer bütün parçaların toplam bilgisi elde edilir. Analiz sürecindeki en büyük risk “Ağaca bakmaktan, Ormanı görememek”tir.

Mükemmeliyetçilik: Başak'ın en ağır misyonudur. Aslında onun en büyük derdi “Mükemmeliyetçilik” kelimesinin olumsuz çağrışım içermeyen bir eşanlamlısının olmamasıdır. Kusursuzluk onun yaşayabileceği en doruk deneyimdir. Ne var ki doruklar aynı zamanda daralma noktalarıdır. Bir anda tepe taklak olup nevrozların ayak dibine yuvarlanma riskini de beraberinde taşır. Gene de Başak'ın standartları yüksektir ve kolay pes etmez. Zodyağın 1.evle başlayıp 6.evle biten alt dilimin en son durağıdır o. Ufkun altındaki 6 dilimlik ilk bölümde "BEN" bilinci vardır. Ufkun üstündeki 6 dilimlik ikinci bölümde ise "BİZ” bilinci yer alır. Başak, BEN bilincinin bilirkişisidir. BEN bilincini kusursuzlaştırmadan, BİZ bilincinin kavranamayacağını içgüdüsel olarak bilir. Bu nedenle oturur hiç üşenmeden BEN bilincinin uzun uzun raporunu hazırlar ve 7.ev sınırında bekleyen Terazi burcunun eline tutuşturur. Derin bir nefes alır. Bundan sonra ne mi olur? Onu da önümüzdeki bölümde göreceğiz.

Eleştiri ve Yargı Mekanizması: Başak'ın çıkmaz sokağıdır. Hem kendini hem de başkalarını acımasızca eleştirir, yargılar, suçlar. Sürekli şikayet eder. Öz güveni zayıftır. Kendini beğenme ve sevme konusunda ciddi problemleri vardır. Sevgiye, ilgiye, şefkate hararetle ihtiyaç duyduğu halde, tam tersi "ihtiyaçsızmış” gibi davranır. Bilinçsizce "Aslını” inkar eder, kendini olduğu gibi kabul etmekte zorlanır, serde Mükemmeliyetçilik olduğundan sürekli "olması gerektiği hali” kritik eder, fakat bir türlü beğenmez. Bu duygusunu etrafına da yansıttığından başkalarını beğenmekte ve olduğu gibi kabul etmekte sorun yaşar. ”Armudun sapı-Üzümün çekirdeği” diyerek ince eleyip sık dokur. Yüzeydeki Çok bilmiş, Akıl Hocası, Ahlak kumkuması kimliğin altında, acıdan ve suçluluk duygusundan kıvranan çıplak hali saklıdır. Başak bu çıkmaz sokaktan eleştiriyi analize (kurşunu altına) dönüştürmeyi başardığında ve insanları yargılamak yerine sevmeyi denediğinde (Bölünmeyi Bütünleşmeye) çevirdiğinde kurtulabilir.

Güçlü Mantık-Zayıf Duygular: Bu konuda Ata Ruhum Jung’un tespiti çok isabetli; "Bildiğiniz gibi Tabiat, yüksek bir zekaya aynı zamanda ruh yeteneği de verecek kadar cömert değildir. Kural olarak, birinin olduğu yerde diğeri bulunmaz ve bir yetenek kusursuz bir biçimde var ise bu, genellikle diğer yeteneklerin pahasına gelişmiştir. En iyi koşullarda birbirinin önüne çıkan akıl ile duygu arasındaki zıtlık, insan psişesinin tarihinde acı dolu bir sayfadır.” Başak Mantık dersinde Aristo’nun ruhuna rahmet okutabilir, ama duygularıyla ne yapacağını gerçekten bilemez. Dışarıdan bakıldığında duygusuz izlenimi verebilir, ama onun çilesi duygularıyla temas kurmakta çektiği ıstıraptır.

Hizmet etme ve Servis verme Kapasitesi: Bu konuda hiç kimse Başak'ın eline su dökemez, çünkü o hizmet etme ruhuyla dünyaya gelmiştir. Hizmet etmek aynı zamanda onun servis kanalıyla kendini ifade biçimidir. Kendine ve başkalarına yararlı olduğu zaman doyuma ulaşır, mutlu olur. Buradaki en büyük tuzak hizmet uğruna kendi değerini un ufak ederek pas pas olmasıdır. "Gördüğün servis kadar servis" ilkesi onu bu aşırılıktan koruyabilir, ama gene de bu onun kör noktasıdır ve istismara açıktır. Çoğu insan için sıradan bir eylem olan hizmet, Başak için bir Aşk, bir İbadet'tir.Hani, Hizmet görücüye çıksa onu hiç kimselere kaptırmayacak tek talibi Başak'tır.

Bakirelik Sembolü (Saflık): Steven Forrest’in görüşü sanırım konuya açıklık getirecektir; “Bakire. Bütün semboller içinde anlaşılması en zor olanı. Bakireliği deneyimden yoksunluk olarak düşünürüz. Ama o deneyimsizliğin sembolü değildir. Namusluluğun veya cinsel dürtüden kaçmanın sembolü de değildir. Bakire Saflığın imgesidir. Onu hiçbir şey sahiplenmemiştir. Hiçbir şeye bağlı değildir. Yine de burada, yeryüzündedir. Dünya mükemmellikten başka bir şey istemeyene ne sunabilir? Bakire ne yapabilir? Soğuk, mesafeli Meryem Ana gibi bekler. Kendisi üzerinde çalışır ve yardım edebileceği yerde yardım eder.” Başak diğer insanlara örnek olabilmek için önce kendini daha saf, daha rafine hale getirebilmek için didinir durur.

Doğruluk: Başak doğruluğun da ötesinde dosdoğrudur. Hilesi hurdası yoktur. Diğer gezegenlerle çok ağır bir etkileşimi olmadığı sürece yalanla-dolanla da bir işi olmaz. Dolaylı bir tarzı yoktur. Tersine direkt, net ve kesin tavırları vardır.

Düzen-Tertip-Plan-Program: Yaşamda bu özelliklerin hepsine yer vardır, sorun bu özelliklerin başka hiçbir şeye yer bırakmayacak kadar tüm yaşamı kaplamasıdır. Başak karışıklık ve dağınıklığa gelemez. Bu nedenle karşı komşusu Balık'la pek fazla haşir-neşir olmayı sevmez, ama ondan öğreneceği çok şey vardır. Hayatı hiç birimiz süper organize bir şekilde yaşayamayız, bazı şeyler mutlaka bizim kontrolümüz dışında gelişir. Ama Başak'ın kaos'tan aklı çıkar. Onun dünyasında her şeyin adı konmalı, her şey yerli yerine oturmalıdır. Bulunduğu eksende "Bırakma-Bırakamama”temasıhakimdir. Bu temada Balık “Bırakma”, Başak ise “Bırakamama” ayağında yer alır. İkisinin de birbiriyle teması kaçınılmazdır. Başak'ın, ruh ve beden sağlığı açısından ara sırada olsa kendisini evrenin akışına teslim etmesinde fayda vardır.

Ciddiyet ve Resmiyet: Başak serin ve mesafelidir. Görgü kurallarına "Emily Post" kadar sadıktır. Saygısız ve pervazsız insanlardan hoşlanmaz. Vıcık-vıcık ilişkiler, ense-tokat şakalaşmalar ve geyik muhabbetleri ona göre değildir. Teklifsiz bir şekilde ona yaklaşmaya kalkarsanız bir bakışıyla sizi yerinize oturtur. Durun bakalım! Suyun bile bir ısınma süresi varken, siz nasıl oluyor da bir anda böyle fokur fokur kaynıyorsunuz. Niyetiniz onunla yakınlaşmaksa sabırlı olmak ve sonuca değil sürece önem vermek zorundasınız. O sizi bir dizi testten geçirmeden, yedi göbek ötenize kadar analiz etmeden (İyi hal kağıdı getirmeniz de gerekebilir) ne gönlünün ne de evinin kapılarını asla açmaz. Başak gerçekten çetin cevizdir. Bu kilitli sandığı zahmetsiz açamazsınız. Her katmanı sabırla ayıklamak zorundasınız. Önce, Yeşil dış kabuk (buruk-acı) sonra Sert orta kabuk (zorlu-hırçın), daha sonra ara İç zar (utangaç-çekingen) en sonda enfes beyaz iç (zahmete değer öz) bulunur. Bir lokmada yutmaya kalkarsanız ya dişleriniz ağzınıza dökülür ya da midenize oturur. (Yükselen Başak ya da Ay ve Venüs Başak'ta- Yükselen Oğlak ya da baskın konumdaki Satürn de aynı kilitli yapıyı verir.)

Utangaçlık-Çekingenlik-Mahcubiyet: Bu konu da J.A.Bertrand’a başvuralım, bakalım o ne diyor; “Başak çılgınlık derecesinde usludur. Ara sıra çılgınlıklara kalkışsa da, bunu çok uslu bir şekilde yapar. Başak'ı çılgınlıklar yapmaya yüreklendirmek zordur. Küçük tutkular Başak'ın başını döndürür, büyük tutkular birkaç beden büyük gelir. Başak'a küçük bir çılgınlık teklif edin, sizi çılgınca cüretkar bulacaktır; orta boy bir çılgınlık teklif edin, zırdeli olduğunuza hükmedecektir.” Buna bir de Başak'ın “El-alem ne düşünür, ne der” fobisini ekleyebiliriz. (Yükselen Başak, Ay ve Venüs Başak'ta içinde aynı şeyler geçerlidir.)

Temizlik-Titizlik, Takıntılı düşünceler-Saplantılı davranışlar: Hijyen Başak'tan sorulur. Normal ölçülerde temizlik ve titizlik sağlık açısından gereklidir, fakat doz aşıldığında "Obsesif-Kompulsif" bozuklukları besler. Bir düşünceye takılıp kalma ya da bir davranışa saplanıp kalma genellikle şu üç türde kendini gösterir; 1) Bireyin kendine ya da başkalarına zarar vereceğiyle ilgili düşünceler; Bu duruma örnek olarak yeni doğum yapmış bir anneyi gösterebiliriz. Anne küçük bebeğini öldürüvereceğini düşünür ve bu düşüncesinden dolayı kendini suçlu hisseder. Bunu kimseye söyleyemez, ancak bu fikri kafasında sürekli tekrar eder. Bu nedenle doktorların çoğu, ilk doğum yapan annelere ara sıra çocuğa kızgınlık duymalarının, hatta onu terk etmeyi düşünmelerinin doğal olduğunu, böyle duygular geldiğinde pek ciddiye almamaları gerektiğini söyleyerek onları bir nevi hazırlarlar. Ciddiye alınmayan düşünce zamanla kuvvetinden kaybederek ortadan kaybolur. 2) Pislik ve bulaşıcı hastalıkla ilgili düşünceler; Ellerini günde elli bazen yüz defa yıkayan insanları örnek verebiliriz. Bu kimselerin bazen yıkanmaktan ellerinin derisi soyulup yara olur. Daha uç bir örnekte ise; her türlü salgı ve sıvıdan midesi bulanan, bu nedenle de cinsellikten iğrenen, tensel temastan nefret eden takıntılı-saplantılı hastalar yer alır. 3) Sürekli olarak tekrar tekrar şüphe etme; Bu duruma da eve hırsız girmesinden kuşkulanan insanı örnek verebiliriz. Eve yeni kilitler vurdurur, pencerelere yeniden demir parmaklıklar koydurur. Bununla da yetinmez, geceleri uyuyamaz, her yarım saatte bir kalkarak kapıyı ve pencereleri yeniden kontrol eder. Aldığı önlemler onun yeniden tekrar tekrar şüphe etmesini önleyemez. (Başak-Akrep karışımı veya Pluto Başak'ta takıntılı ve saplantılı davranışları artırabilir/ 6-12.ev ekseniyle, 1., 4. ve 8. evlerde yer alan Pluto özellikle dikkat çekicidir.)

Pratiklik ve Beceriklilik: Başak somut dünyanın insanı olduğu için pratik ve beceriklidir. El becerileri ve teknik işlerde yeteneklidir.

Alçakgönüllülük: Başak'ın en büyük meziyetidir. Aslan ne kadar saraylı ise Başak o kadar alaylıdır. Aslan ne kadar ön planda ise, Başak o kadar geri plandadır. Aslan ne kadar haşmetli ve azametli ise, Başak o kadar sessiz ve mütavazidir. Aslan’ın "Ben söylerim sen yaparsın” çalışma anlayışına karşılık Başak'ın, "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” ilkesi çalışma anlayışına damgasını vurur.

Sorumluluk Duygusu: Başak'ın en ağır çeken duygusudur. Bazen altında kalır. Ezilir. Bazen de üstesinden gelir, kendi kendisinin efendisi olur. Aşırı vakalarda karşımıza iflah olmaz bir “iş-kolik” olarak çıkar.

Çıraklık-Kalfalık-Ustalık süreci: Başak'ın düsturudur. Onun ilkelerine göre merdivenler basamak basamak çıkılır. Emek vermeden ve hak etmeden bir yere gelinmez. Her şeyin bir adabı ve usulü vardır. Çıraklık süresi dolmadan kalfalığa geçilmez, Kalfalık süreci de bitmeden Ustalığa terfi edilmez. Başak enerjisine yaşadığımız çağda (özellikle ülkemizde) aslında çok ihtiyaç var. Tarihimize bir göz atacak olursak büyük ustaların bu sürece hakkını verdiğini görmekte zorlanmayız. Mimar Sinan’ın eserleri çıraklık-kalfalık-ustalık dönemlerine ayrılır. Günümüzde ise sürece değil genelde sonuca önem verildiğinden her yol mübah hale gelmiştir.

Hiciv yeteneği: Merkür İkizler'in hava sahasından Başak'ın toprağına mecburi iniş yaptığında dünyası değişir. Espiri anlayışı yerini hicve bırakır. Tatlı dil ve güler yüz, sivri dil ve çatık kaşla yer değiştirir. İkizlerin ele avuca sığmaz haşarı Merkür’ü, Başak'ın eline düştüğünde akıllı-uslu bir talebe olup çıkar. Başak, Merkür’ün asker ocağıdır. (Pluto Başak'ta, Merkür Akrep'te karışımı ya da Merkür- Pluto karesi diliyle adam öldürebilir) Başak kendi kusurlarına gülmeyi ve kendi kendiyle dalga geçmeyi bir şekilde öğrenmelidir.

Kronik Stres: Başak dünyaya yüksek gerilim hattıyla bağlıdır. Yüksek standartlar, üstün kalite anlayışı, 'meli-malı' yaşam tarzıyla kronik strese göbek kordonuyla dolanır. Garip bir şekilde stresle beslenir. Bir kriz esnasında diğer insanlar sapır sapır dökülürken, Başaklar tık etmezler. Dışarıdan bakıldığında sanki hiç bu kadar iyi olmamış, kabına sığmayan bir enerji ile doluymuş gibi gözükmesine karşın aslında uzun süreli strese uyum sağlamanın bedelini bedeni sessizce öder. Tükenmiş kişiler zayıf yönlerini iyi gizleyebilen, becerikli ve yeterli insanlar oldukları için, çoğunlukla bu durumun ilk dönemlerinde, içlerinde olup bitenlerin farkında değillerdir. Ama tükeniş yavaş ve sinsice bütün hücrelerini esir alır. Kalp krizi-Felç-Kanser, bünye hangisine yatkınsa kapıyı çalmakta gecikmez.

Huysuzluk-Memnuniyetsizlik: Başak'ın en çok tepki alan negatif uçlarıdır. Ama olaya bir de Başak'ın gözleriyle bakmayı denersek gerçek durumu belki kavrarız. Huysuzluk ve memnuniyetsizlik aslında kusursuzluğun doğması için çekilen doğal doğum sancılarıdır. (Maalesef, kusursuzluk sezaryenle dünyaya gelmiyor) Bu kadar çok meziyetine karşılık, kusurları için ancak "Bu kadar kusur kadı kızında olur” Atasözümüzü hatırlatmakta fayda var. Başak yolun bir yerinde kusurlarıyla yüzleşir. Onu tutan ne kadar şey varsa hepsini bırakır. (İçi cız ederek-eli titreyerek) Yani bırakmaya çalışır. Ödül olarak evren ona kusursuz bir kusursuzluk tarifi sunar;

"KUSURLAR SERBEST BIRAKILDIĞINDA, KUSURSUZLUK KENDİLİĞİNDEN ORTAYA ÇIKAR”
Başak'lar için bu, her derde deva bir reçetedir.

Başak burcu ve temsil ettiği 6. ev çıraklıktan ustalığa giden sistemli bir süreçtir. Evrenin planı içinde hepimizin bir yeri ve görevi var. Bütün bu görevleri bir araya getirdiğimiz ve bütün bireyleri o görevlere oturttuğumuz zaman tıkır tıkır işleyen bir çark sistemi var. Bizim buradaki işimiz bu dişlinin neresinde yer aldığımızı bulmaktır. Evrendeki yerini ancak kendini daha iyi tanıdıkça bulursun. Evrende sana ait olan yeri doldurman çok önemli. Sana ait olmayan bir yerleşime girdiğinde bu dengeyi bozarsın. Çünkü orayı dolduracak asıl sahibi var. Çarkın hangi dişlisini doldurduğunu keşfetmek zorundasın. Yanlış bir dişliye yerleştiğinde kendi hayatını yaşayamazsın, emanet ya da eğreti, başkasının hayatını yaşarsın.





Tüm sevgimle,Keyifli mutlu bir Başak  ayı dilerim.


Yıldızlarınız üzerinizde mutluluk ve şansla pırıl pırıl parlasın,
Hülya Balıkavlayan♥♥♥




Ayrıca Kaynaklarım:

Ders Notlarım ve
Medical Astrology (Jane Ridder-Patric)
Planets and Their Keywords (Reinhold Ebertin)
The Planets and Human Behaviour (Jeff Mayo)

21 Temmuz 2012 Cumartesi

ASLAN BURCU VE ASLANLARIN BİLİNMEYEN YÜZÜ



Temel ilkesi : Ben yaratırım.


Benzersiz olay herhangi bir şeyi keşfetmekten ve yönetmekten keyif alır, aynı zamanda kendini ifade etmenin yaratıcı ve esprili yollarını keşfetmeyi sever. Zodyak'ın yaratıcı sanatçılarından olarak , kültürel bir kahin olarak öneminiz büyük olacaktır. Kadın ve erkeğin, gelecekteki üstlenecekleri sanat, film, müzik, dans, tiyatro, komedi, fotoğrafçılık ve diğer kulvarlardaki rollerini belirlemek size düşecektir.

Aslanlar , diğer burçlardan çok daha iyi bilir ki , hayatın kendisi bir sahnedir. Her Aslan'ın içinde bir gün patlamayı bekleyen bir yıldız yatar. Sevgili Aslan , içinizdeki kutsal güce odaklanın , çünkü ihtiyacınız olan her şey orada saklıdır. Gerekirse, onu bulmak için her şeyi yapın. O , mutlaka orada sizi bekliyor olacaktır. Siz yaratıcı bir enerji ile kuşatılmışsınız ve güneşin gücü hep üstünüzdedir.

22 Ağustos tarihine kadar burada kalacak Güneş Aslan burcuna giriyor. Bu etki altında bu geçiş grafik olarak diğer gezegenlerinde nasıl etkilediğini bağlı olarak son derece kendi kendinizin farkında bulabilirsiniz!

Zodyak'ın yöneticisi Aslan'ın altın Krallığına hoş geldiniz. Tıpkı güneşin milyonlarca yıldır ışığını üzerimize yansıtması gibi,Aslan'ın sabit ateşi diğer kalan Zodyak burçlarına bir ışık gibi hizmet eder.Aslan sabit burçtur, bu nedenle de Allah'ın ebedi alevidir.

Aslanlar kendilerine güvenen biri gibi davranabilirler,ama öyle değildirler.Kendilerine olan güvenlerini geliştirmek için Aslan burcunda doğmuşlardır.

Haritanızda Aslan nerede ise,Işık'ın huzmesi olacağınız yer orasıdır. Hayatınızda Sevgi'nin size güç ve başarı bahşedeceği bölgedir. Haritanızda Aslan nerede ise içinizdeki çocuk da oradadır.Ayrıca burası Allah ile bağlantıya geçmenize yardım edecek evdir. Hayatınızdaki ruhani bir öğretmene dönüşeceğiniz bölgedir. Haritanızda Aslan'ın olduğu yer daha çok risk almanız ve daha çok cesaret göstermeniz gereken yerdir. Muhteşem ve asil biri olacağınız yer bu evdir.

Aslan ayı Kuzey Yarıküre'de yaz tatiline denk gelir.Çocuklar sokaklardadır.Herkes güneşin ve sıcak havaların tadını çıkarır. Yılın bu zamanı eğlenmeye,çocuklarla ve oyuncu insanlarla vakit geçirmeye odaklanmalıyız. Bir risk alma ve bundan neşe duyma zamanıdır. Hayatınızda yeni bir şey yaratmaya çalışın. Yarattığınız şey işinizde,ailenizde ( Aslan'ın haritanızda hangi evi yönettiğine göre değişir. ) olabilir. Kendinizi ifade etmede ve daha yaratıcı olmada size yön verecek eş zamanlılıklara bakın. Yılın bu zamanında bir sanatçı , bir oyuncu ve bir çocuk olabilirsiniz.

Bu Aslan ayı boyunca sevgi,mutluluk ve canlılık enerjiyi çekmek için bol bol sarı ve altın rengini kullanın. Kova,Akrep ve Boğa burçları da bu ay gölgeleri üzerine çalışmalıdırlar. Önlerine çıkan her türlü mesajları algılamalıdırlar.


Risklerden bahsedecek, şimdi yapacağım şey büyük bir risktir. Aslanın gözünde çok büyük bir ihanet olarak görünecek olan, Aslan'ın benzer bir karanlık tarafı olduğunu yazacağım. Ama Aslan'ın gazabından kurtulmak için elimden geleni yapacağım ve inşallah bu bölümünden sağ çıkacağım. Evet, şimdiden Aslanlar için ilk önemli zorluğu görmüş oldunuz: eleştiri almak. Alice Harikalar Diyarı'ndaki Kalplerin Kraliçesi'ni hatırlayın. Tipik bir Aslan'dı, her kim onun arzularını yerine getirmemeye cüret ederse şu sözünü duyuyordunuz: 'Uçurun kellesini!'

Aslanlar aşırı verici olma, ama zor alma eğilimindedir. Beni yanlış anlamayın, dikkat çekmeye bayılırlar, ama kişisel konularda neye ihtiyaçları olduğunu göstermek onlar için çok zordur. Size borçlandıklarını düşünmeden sizden yardım almak onlar için kolay değildir. 'Baba 1' filminin ilk sahnesi bunu çok iyi ifade ediyor. Bir adam Baba'ya gelir ve yardım ister. Baba, onun arzusunu yerine getirecektir, ama bunun bir fiyatı vardır. İleride bir gün, Don ondan karşılığını ödemesini isteyecektir. Ne olacağını ya da ne zaman isteneceğini bilemezsiniz. İşte işin bit yeniği buradadır. Bu tıpkı kraldan toprak alan bir lordun,gün gelip kral tarafından çağırılacağını ve istese de istemese de kral için savaşmasının talep edileceğini bilmesi gibidir. Aslan verir, ama şartları vardır. Şartı sadakattir. İşte bu yüzden bir şeyleri alırken rahat hissetmez. Kendilerinin başkalarına yaptığını, sizin de ona yapacağınızdan korkarlar. Sizden bir şeyler alarak kendi üzerilerinde güç ve kontrol sahibi olmanızdan korkarlar. Bununla başa çıkmanın tek yolu onlara koşulsuz olarak vermektir, böylece davranışlarınızdan şüphe duymayacaklardır.

Aslanlar çok çocukça davranabilirler, ben merkezcil ve aşırı kontrolcülerdir. Çok öfkeli bir anında beni arayıp artık onu aramamı söyleyen bir Aslan tanıyorum. Şok geçirmiştim. Onu aramamıştım bile, ama o en son sözü söyleyen, en son emri veren kişi olmalıydı ki ben de bir Aslanım :)

Aslan'ın sevgiyi yönettiği doğrudur, ama bazen kendileriyle birlikte olan kişiye değil de aşka aşık olma eğilimi gösterirler. Aşkla o kadar sarhoş olurlar ki, onun verdiği duyguyla eşlerini unutuverirler. Eğer o eşlerden biri iseniz, var olduğunuzu onlara hatırlatmanız gerekecektir.

Diğer bir karanlık gölge de Napolyon Sendromu'dur. Bu Aslan, insanlar kendilerini fiziksel, ruhsal, zihinsel ya da duygusal olarak küçük olarak algıladığında sinirlenir ve aşırı saldırgan bir tavır takınarak bunu telafi etmeye ve etrafındakileri defetmeye ya da kontrolü altına almaya çalışır. Napolyon bunu yapmayı denedi ve bir dereceye kadar başarılı oldu, ta ki dünya ondan usanana ve onu küçük bir araya hapsedene kadar. Bunu engellemek için, Aslanlar'ın biraz desteğe ve geri bildirime ihtiyaçları vardır.

Kendini ifade etmek - Aslan'ın hedefi budur.İçsel durumunun dışsal sembollerini yaratmak. Sıcak, özgüvenli ve kendini ifade eden bir tarzda dünyaya ait olduğunu hissetmek Aslan'ın konularıdır.Yaratıcılık, tiyatrosallık, yaşam şevki: sevgi ve beğeni toplayan bir performansın tüm unsurları Aslan'ın kaynaklarını oluşturur. Bütün geleneksel yaratıcılık alanları Aslan'ın içsel dünyasını dışarı çıkarma kanallarıdır. Oyunculuk, dans, hikaye anlatma, övgü alışverişi, hepsi de Aslan'ın patikasında bulunur. Aslan dolaysız bir yaratıcı kulvar seçtiğinde daha iyi parlar. Sahnede olmak, dikkat çekmek için güçlü bir istek söz konusudur. Stratejisi içtenlik ve risk alabilmektir. Kendimizi bu stratejilere göre ortaya koyar ve bunun için alkışlanırsak kendimizi güvenli, dünyadaki yerimiz konusunda olumlu hissederiz. Hayat bize daha dostça ve zevkli gelir. Bu Aslan'ın gelişimidir.Aslan'ın gölgesi riski göze alıp kendini ortaya koyduğunda ve alkışlanmadığında ortaya çıkar.Bu durumda Aslan içine kapanır ve bir daha asla riske girmez. İnsanların onayını alma arzusuyla kendisine ters düşse de "insanları memnun etme" ve gösteri krizine kapılabilir. İçine kapanma, genellikle kibire ve egomaniye yol açar. İkinci durumda ise gösteri hiçbir amaca hizmet etmeyen bir patırtıya dönüşür. Duygusal ilişkilerinde gururu onu basit bir şekilde sevgiyi istemekten alıkoyabilir. Arzuladığı ilgi ve onayı görmezse kalbi kadar gururu da yaralanır.Öğrenmesi gereken; kendi iç süreçleriyle ilgili somut kanıtları, dürüst, yaratıcı, hesapsız bir şekilde ortaya koymak. Onaylanmaktan bağımsız güven duygusunu geliştirmektir.

Aslan burcu deyince benim aklıma hemen Güneş Sistemi gelir. Bu sistemde kendi çekim güçlerine ve özelliklerine sahip gezegenler Güneş’in çevresinde mükemmel bir düzen içinde dönüp dururlar. Eğer Güneş’in çekim gücü biraz fazla olsa gezegenlerin hepsini kendisine doğru çekip yakar. Yok eğer gücü biraz az olsa gezegenlerin hepsi başka Güneş’lere doğru giderler. Gökyüzünde ne varsa bizim içimizde de o olduğuna göre, kendi Güneş’imizin çekim gücünü ayarlamak bizim için çok önemli. Ancak böylelikle kendi içimizde merkezileşebiliriz. Çevremizdeki insanların da kendi özellikleri ve isteklerine sahip insanlar olduklarını fark edebiliriz. Onları kendimize çekip yutmak veya başka insanlara doğru göndermek durumunda kalmayız.

Eğer Güneşi’mize gereken özeni göstermezsek, bunun onaylanmasını dışarıdaki insanlardan bekleriz. Bir bakıma alkışa, hayranlığa bağımlı hale geliriz. Aslan’ın en büyük gölgesi kendisini evrendeki yegane yıldız zannetmektir. Aslan burcu "Bana hayran olun, beni önemseyin, benim etrafımda dönün" derken dikkat çekmek için ne gerekirse yapar. Bazen hastalanır, bazen maskaralık bile yapar. Ben bunu içindeki ateşi dışarıdan taşıma benzinle yakmaya çalışmaya benzetiyorum. Siz hiç sürekli ısı ve ışık kaynağı olan Güneş'in söndüğünü gördüğünüz mü? Sönmez, çünkü kaynağı içindedir. Bu durumda Aslan burcunun da içindeki kaynağı canlandırması, ateşini yakması gerekir. Aslan’ın bir gölgesi de hayatı bir çocuğun oyunu gibi yaşamaktır. Hayatı oyun gibi yaşamak çok olumlu bir özellik, ama bir noktaya kadar. Eğer o noktayı aşarsanız sorumlulukların efendisi Satürn devreye girerek oyuna bir son verir. Herkesle flört etmek, insanlarla oyun oynamak, bir kişiye, amaca veya projeye karşı sorumluluk üstlenmemek Satürn’ün sevmediği şeylerdir ve bunları ödetir.

Peki biz Güneş’in Aslan burcunda hareket ettiği bu günlerde ne yapabiliriz? Herşeyden önce içimizde uyanan özel ve önemli olma ihtiyacından kurtulmamız gerekiyor. Bununla pasif kalalım, kendimizi göstermeyelim veya önemsemeyelim demek istemiyorum. Tam aksine Aslan sahnede yer alması, parlaması, içinden geldiği gibi kendisini ifade etmesi gereken bir özelliği temsil eder. Ama bunlar Aslan’ın sorumluluğundadır. Ve bunları başkaları hayran olmasa veya alkışlamasa bile yapmak zorundadır.

Aslan bedenimizde kalbi temsil eder. Dolayısıyla insanın kendisini olduğu gibi göstermesi, bir şeyler yaratması “yürek ister”. Bu çok riskli bir iştir. Gösterdiğimiz şeyi kimse beğenmeyebilir. En büyük özelliği gurur olan bir burç için bunun ne kadar zor olduğunu bir düşünün. Ama biliyoruz ki gurur yedi günahtan birisidir. Ve bundan kurtulmamız, “Bunu BANA nasıl yapar?” gibi cümlelerden vazgeçmemiz gerekir. Bazen kendimizi olduğumuz gibi ifade etmemiz engellerle karşılaşabilir. O zaman kendimizi göstermemiz, “aslanlar gibi döğüşmemiz” gerekebilir. Tüm bunlar zaten yeterince zor işler, iyisi mi biz başkalarının hayranlığını bir kenara bırakıp, istediğimiz şeyleri yapmaya, akıp giden hayata hemen bugün katılmaya, çok ben-merkezci olduğumuzda çevremize aynı Güneş gibi ısı ve ışık yaymaya, başka insanları yüreklendirmeye başlayalım....

“EĞER SİZİ BİR ASLANLA AYNI KAFESE KOYSAYDIM, ONUN TOK OLMASINI MI AÇ OLMASINI MI TERCİH EDERDİNİZ ?”

Doğa her canlıya "Sen ve senin temel ihtiyaçların her şeyden önce gelir" diyen bir içgüdü yerleştirmiştir. Biyolojik açlıktan (karın açlığı) tutun psikolojik açlığa (ego açlığı) kadar bu mekanizma paralel çalışır. Sorun yaratan insanlarla başa çıkabilmenin en etkin yolu "O insanın kendisini daha çok sevmesine yardımcı olmaktır." Aç olan ego, ancak doyurulduğu zaman hırlamayı keser ve dikkatini kendi üzerinden çekerek başkalarının farkına varır. Ego tatmini insanlar için temel bir ihtiyaçtır. Eksikliği ya da fazlalığı psikolojik ve fizyolojik bozukluklara yol açar. Güneş ve Aslan burcunu tanıma yolculuğumuzda bu temayı elimizden geldiğince gün ışığına çıkartmaya çalışacağız.

Aslan burcunun yönetici ışığı Güneş, sistemin merkezidir. Diğer gezegenler onun etrafında belirli bir yörüngede dönerler. Sistem içinde her gezegenin kendine özgü bir çekim gücü vardır. Fakat hepsini bir arada tutan, düzeni ve sürekliliği sağlayan yönetici güç Güneş'tir. Güneş maskülen ve aktif bir enerjidir. En görkemli ısı ve ışık kaynağımızdır. Aynı zamanda varoluş ve sıhhatli oluş nedenimizdir. Bize yaşama sevinci, canlılık ve dirilik verir. Güneş'in sembolü hücreye de benzetilir. Bir anlamda hücre, güneş sisteminin minimum oranda küçültülmüş bir krokisi gibidir. Hücre, enerji üretimi, kendini idame ettirme ve üreme dahil olmak üzere, yaşam için gerekli olan tüm işlemleri yerine getiren en küçük birimidir. Mecazi olarak ifade edecek olursak, her hücre surlarla çevrili bir şehir-devlettir. Yöneticilerin (DNA) içinde bulunduğu bir hükümet binası (çekirdek) vardır. Enerji merkezleri (mitokondriyonlar), üretim merkezleri (Golgi apartı ve ribozomlar), altyapı (iç zarlar, hücre iskeleti ve sitozol) ve çöp imha yeri (lizozom)dan oluşur. Bunların tümü, şehir surlarıyla -yarı geçirgen bir zarla çevrilidir.



BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI:

Thalamus: Orta beyindeki büyük bir çekirdek(nucleus)grubudur.Gri cevher kitlesidir. Duyu organlarından gelen nöronların beyin kabuğuyla olan ilişkisini sağlar.Bu nedenle Thalamus,beyin kabuğuna giden yolların kapısı olarak adlandırılır.

Kalıtım: Kalıtsal özelliklerin ana-babadan çocuğa geçişini inceleyen bilime Genetik adı verilir. Güneş ve Ay, birbirlerini bütünleyen 2 temel enerji olduğundan birbirleriyle ve diğer gezegenlerle etkileşimleri hayati önem taşır. Güneş-Ay olumlu açıları sağlam kalıtıma, sert açıları kalıtsal hastalıklara neden olabilir. (Ay'ın diğer gezegenlerle sert etkileşimi genellikle anneden kaynaklanan, bazen de kaynağı teşhis edilemeyen kalıtsal hastalıklara yol açar), Güneş-Satürn sert açıları ciddi irsi hastalıklara meyil verebilir. Uranüs ve Pluto zorlayıcı açıları da hücre bozuklukları ve genetik problemleri beraberinde taşıyabilir.

Kromozom ve Genler: Her bir hücrede 23 çift halinde 46 kromozom bulunur. İlk 22 kromozom çifti birbirine benzeyen X veya Y kromozomlarından oluşur. Fakat 23. çift birbirine benzer olmayabilir, bu çift bireyin cinsiyetini belirler. Eğer 23. çiftteki kromozomların her ikiside X kromozomu ise birey dişidir. Kromozomlardan biri X diğeri Y ise bireyin cinsiyeti erkektir. Kromozomlar kalıtımın temel birimlerini bünyelerinde taşırlar. Kromozomlarda GEN adı verilen birimler bulunur. Her Gen (Deoxyribo-nucleic acid) adı verilen ve DNA harfleriyle gösterilen bir kimyasal madde molekülüdür. Genler bedenimizin tüm fiziksel yapısını belirlerler. Bazı genler baskın (dominant), bazı genlerde atkın (recessive) karekterdedir.

Kromozomlarla ilgili Anormallikler: Başlıcaları; Turner Sendromu; Normal olarak 23. çift XX ise birey dişi, XY ise birey erkek olur. Bazı kişilerde 23. çiftte yalnız bir tek X bulunur. Bireyin cinsiyeti dişi, boyu kısa, boynu katmerli olur ve buluğ çağında cinsel bakımdan gelişemez (adet görememe ve kısırlık). Bu kişiler matematiksel işlemler, mekansal ilişkileri anlama gibi bazı zihinsel faaliyetlerde beceriksizlik gösterirler. Klinefelter sendromu; Bu durum da 23. çift XXY yapısını gösterir. Bunlardan bazıları erkek olarak gelişirler ama, cinsel gelişmelerinde ve fiziksel görünümlerinde bir durgunluk vardır ve zihinsel gerilik gösterirler. Bu yapıyı gösteren bazı kişiler genetik olarak kadın, görünüş olarak erkek tipindedirler. (1967'de uluslararası yüz metre koşu yarışında Polonyalı bir kadın atlet, 23.çiftte ek bir Y kromozomu olduğundan yarışma dışı bırakılmıştır) Bazı erkekler de fazladan bir Y kromozomu ile doğmuşlardır. 23.çift XYY yapısını gösterir. Bu erkekler daha iri, saldırgan ve cinsel açıdan daha aktiftirler. Kromozom bozuklukları yalnız 23.çiftte görülmez. 21.çiftte görülen XXX yapısı “Down Sendromu” adı verilen daha önce mongoloit adı ile bilinen zeka geriliğine yol açar. Down Sendromlu bir çocuğun 21.hücresinin kromozomunda bir fazlası (extra) vardır. Bundan dolayı bu duruma “Trisomi 21” de denir.

DNA ve RNA: DNA (Deoksiribonnükleik asit), çift helezon oluşturan uzun bir moleküldür. Hücrenin protein, enzim yapması ve kendisine benzer yeni bir hücre oluşturabilmesi için gerekli elemanları taşıdığından, hücre bölünmesinin temelidir. DNA kodu, nükleotid bazları olarak bilinen 4 molekül -adenin, guanin, timin ve sitozin- tarafından taşınır. A,G,T ve C harfleriyle temsil edilen 4 molekülün oluşturduğu her üçlü kombinasyon bir “kelime” olarak düşünülebilir; buna kodon adı verilir. Bu kelime hücrede bulunan belirli bir aminoasite karşılık gelir. 3 harflik kelimelerden oluşan herhangi bir dizi de bir “cümle”olarak düşünülebilir. Bu ,DNA da ki bir gen olup belirli bir aminoasit dizisine karşılık gelir. RNA (Ribonükleik asid) ise DNA içindeki kalıtsal madde, bunun aracılığıyla protein yapımına girer. DNA, hücre çekirdeğinde bulunur. RNA, buradaki kalıtsal faktörleri, hücre çekirdeği dışında kalıtsal ve aminoasitlerin protein yapmak üzere bir araya geldiği ribosomlara nakleder. Bu mekanizma, kalıtımın temelidir. Hücrelerde, büyüklük ve görev bakımından başlıca 3 çeşit RNA vardır. Bunlar; Ribozom RNA’sı (rRNA) Transfer RNA (tRNA) ve mesajcı RNA (mRNA) olarak adlandırılır.

Bağışıklık Sistemi: Vücudun, sağlığa zararlı canlılara, patojen ve kimyasal maddelere (antijen) karşı kendi kendini savunmasına bağışıklık denir. İki tür bağışıklık vardır;

1)Hücresel bağışıklık; Lenfositler tarafından Mantarlara, Virüslere ve yabancı dokulara karşı olur. 2)Kansal (humoral) bağışıklık; Plazmada bulunan proteinler etkili olur. Bunlara antikor denir. Bakteri ve virüs enfeksiyonlarına karşı etkilidir. Bağışıklık sistemimiz ilkel insanların yakalandığı her türlü hastalığın ansiklopedisidir. Binlerce jenerasyon bizim yaşayabilmemiz için humma ve vebadan ölmüştür. Yaşamımızı, kelimenin tam anlamıyla akyuvarlara borçluyuz. Akyuvarlar çekirdeklerin şekline ve sitoplazmadaki tanecik (granül) tipine göre ikiye ayrılır. 1)Tek çekirdekliler (Agranülasitler; Lenfositler ve Monositler), 2)Çok çekirdekliler (Granülositler; Nötrofiller - Eozinotiller - Bazofiller) Bağışıklık sistemi bir tehdit aldığında Nötrofiller ilk birkaç saat süresince savaşı tek başlarına sürdürürler. Daha sonra Monosit takviye güçler gelmeye başlar. Monositler savaş alanına geç kalışlarını telafi etmek için anında birkaç kat büyürler. Dış kaynaklı hastalık unsurlarıyla doğrudan savaşa giren bağışıklık sistemi hücrelerinin tümüne fagosit=hücre yiyici denir. Monositin dev formu makrofaj=büyük yiyici olarak adlandırılır. Lökosit sayısının artmasına Lökositoz, azalmasına ise Lökopeni denir. Güneş-Neptün sert açıları bağışıklık sistemini zayıflatabilir, Mars ve Pluto sert açıları ise bağışıklık sistemini sabote ederek virüs ve bakterilere açık hale getirir.

Kalp, Atardamar ve Dolaşım Sistemi: Kardiyovasküler hastalıklar adı altında toplanır. Kalbe, kan damarlarına ve kana zarar veren hastalıklardır. Başlıcaları koroner kalp hastalığı (Kalp krizi ve anjina), Hipertansiyon (yüksek kan basıncı), Kan pıhtılaşması (kanın aşırı yapışkan olması), Periferik vasküler hastalığı (özellikle bacaklarda kan damarlarının daralması) ve Kan yağlarının yükselmesidir. Dolaşım sistemi bozuklukları, varis,mayasıl ve ödem (bedende sıvı tutma) de kardiyovasküler hastalıklardan sayılır. Arterioskleroz (Damar sertliği), Kalp krizi ve felce zemin hazırlar. Bir “Sessiz öldürücü” de “yüksek tansiyon” dur. Son derece sinsi olan belirtilerinin felç ve kalp krizlerinin büyük çoğunluğuyla ilgisi vardır. Diğer etkenler arasında; Şişmanlık, Stres, Fazla kolesterol, Sigara ve Soyaçekimi sayabiliriz. Kalp krizi neden daha çok erkeklerde görülür? Kalıtımın önemli bir rolü olmakla birlikte A Tipi insanları (genellikle erkekler) daha saldırgan, sabırsız, gerilimli ve telaşlıdırlar. (Ateş elementi baskın) Ancak kadınlar da artık günümüzde kendilerini erkeklerin dünyasının ayrıcalıklarına (sigara, alkol, şişmanlık, hareketsizlik ve Tip A gerilimleri) kaptırdıkları için skor her an eşitlenebilir. (Kadınlar en büyük dişi enerji kaynağı olan Ay ve Venüs'lerini, en güçlü eril enerjiler olan Mars ve Güneş'e feda etmek yerine bu enerjileri doğru bir şekilde harmanlamayı öğrenmelidirler).

Sırt ve Omurga: Bel omurlarının hasarı; Böbrekler, idrar yolları, ince bağırsaklar, lenf dolaşımı, kalın bağırsaklar, kasık bağları, apandis, karın ve üst bacağa kadar uzanan bir dizi organda reaksiyona yol açar. Bu organların listesinde; Böbrek rahatsızlıkları, Damar sertliği, Kronik yorgunluk, Akne, Sivilce, Egzama ya da Çıban, Romatizma, Gaz Sancıları, Bazı Kısırlık tipleri, Kabızlık, Kolit, Dizanteri, İshal, Fıtıklar ya da Kasık yarıkları, Kramplar, Solunum zorluğu, Asidoz, Varis gibi pek çok hastalık yer alır. Mecazi olarak da Aslan'ın en zayıf noktası sırtıdır. Onun kadar cesur ve yürekli olmayan düşmanları sinsice ve haince onu en kolay sırtından vurur. Bu nedenle Aslan, dostlarını olduğu kadar düşmanlarını da göz önünde tutmalı, sırtını sadece duvara vermelidir.

Erkek de Sağ, Kadında Sol Göz: Güneş-Ay sert etkileşimi göz bozukluklarına yol açar. Köşe (Kardinal) evlerden birine Mars yerleşmişse ve sert açılar yapıyorsa körlüğe neden olabilir. Ayrıca, Güneş'in zayıf pozisyonu Katarakt rahatsızlığına meyil verebilir. Katarakt; gözlerin fazla miktarda ultraviyole ışınına maruz kalmasıyla oluşur. Son zamanlarda kan dolaşımında lipid peroksitin yüksek olması ile katarkt artışı arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir.

Timüs bezi: Bağışıklık sistemini yönetir. Aynı zamanda büyüme ve antikor yapımıyla ilgilidir. Eğer Timüs bezimiz milyonlarca yıl önce virüs ve bakterilerle savaşan antikorları hafızasına kaydetmeseydi, herhangi bir hastalıktan sağ kurtulamazdık. Bu bez bazı oto-immün hastalıklarda rol oynar. "Myasthenia Gravis"; İstemli adalelerin ve özellikle göz kaslarının aşikar derecede güçsüz durumda olması ile karakterize bir hastalık.

Ateş: Özellikle Güneş çarpması dikkat çekicidir.

Kan, Kan hastalıkları ve Kanamalar: Başlıca kan hastalıkları; Anemi (Kansızlık), Lösemi ve Hemofilidir. Hemofili; Kan pıhtılaşma mekanizmasının bozuk olduğu bir kan hastalığıdır. Kalıtsal olup, kadınlarca taşınır ama sadece erkeklerde belirir. Tarihte, kral ailelerinde görüldüğünden “Asil Hastalık” diye unvan kazanmıştır. (Kraliçe Viktorya bir taşıyıcıydı ve bu niteliği Rus Çariçesi olan kızına aktardığından, Rus velihatında hastalık belirdi ve olayın yankıları Rusya sınırlarını aştı). Anevrizma; Bir atardamar veya toplar damar duvarındaki içi kan dolu şişkinliktir. Kafatası içindeki bir anevrizmanın patlaması, subaraknoid kanamaya yol açar; ani bir kanama, çok şiddetli baş ağrısı ve bilinç kaybına neden olur.

BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI:

Bilinç: Bilinç, en önemli zihinsel melekemizdir. Farkındalığımızın en sade formudur. O deneyimleyendir. Bilinç ile temas etmek, bir hatla doğa yasalarının merkezi işlem ünitesine bağlanmak gibidir.

"Bilinç gerçekten var olduğumuzun tek gerçek kanıtıdır."
Descartes



Ego: Güneş Samanyolu Sisteminin, Aslan Ormanın, Ego da benliğin kralıdır. Sağlıklı bir kişilik için doğa, bir miktar kendini beğenme ve onaylama emretmektedir. Övgü, sevgi ve takdir insanın içinde değerlilik duygusu yaratır. Bunlar olmaksızın, ego nereye bastığını bilmez. Ayakları üzerinde duramaz. Sürekli olarak abartılı değersizlik ve abartılı kendini önemseme arasında gider gelir. Ego yaşamda kalmamız açısından vazgeçilmezdir, fakat çok dikkatlice beslenmelidir. Doz aşımı bütünleyici ve hayat verici devreleri yakar. İrade ve Amaç yok olur, çekim gücü kaybolur. Ego önüne çıkan her şeyi yutan bir kara deliğe dönüşebilir. Güneş Jüpiter tarafından kötü ayartıldığında "Narsizm"e yakalanır, "Napolyon Sendromun"a düşer. En iyi ego ayarını Satürn yapar. Bu nedenle insanlar ilk Satürn döngüsünden sonra, Güneş'lerinin daha iyi bilincine varırlar. Varamayanlar ikinci Satürn döngüsünde nasıl olsa öğrenirler, çünkü Satürn hiç gözünün yaşına bakmadan egoyu törpüler.

Yaratıcılık: Yaratıcılık ve karizma Aslan'ın kaynakları, aynı zamanda mutluluğudur.

İrade ve Amaç: Güneş’in idaresindeki yapıcı ve bütünleyici devrelerdir.

Yaşam enerjisi, Canlılık, Dirilik: Aslan burcu insanları ve haritasında yoğun Aslan burcu etkileri olan insanlar tıpkı efendisi Güneş gibi, etrafa ısı ve ışık yayarlar. Sıcakkanlı, neşeli ve cömert bir doğaya sahiptirler. Som altın gibi parlaktırlar. Altın, Güneş'in metalidir. (Altın kendi içinde bütün “metalik ışığı” veya renkleri birleştirir. Ay’ın metali olan Gümüş ise bir ayna gibi renksizdir. Altın-Gümüş aktif ve pasif dengesini sağlar.)

Erkek figürü: Güneş eril ve temel bir enerjidir. Erkek psikolojisiyle ilgili araştırmalar, C.G.Jung Chicago Enstitüsündeki bir seminer dizisinde arketiplerle sunulmuş ve çok ilgi çekmiştir. Her biri üçgensel bir yapıya sahip olan 4 arketip (Kral-Savaşcı-Büyücü-Aşık) bir piramit oluşturacak şekilde birleştirilerek erkek benliğinin yapısı betimlenmiştir. Astroloji diline çevirecek olursak; Kral=Güneş (Olgun Erkek-Baba), Savaşçı=Mars (Delikanlı), Büyücü=Ay (Olgun kadın-Anne / Erkeğin animası), Aşık=Venüs (Genç kız / Erkeğin animası) şeklinde değerlendirebiliriz. Bu piramitsel yapı erkek çocuk psikolojisinden olgun erkekliğe geçiş sürecini kapsar. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi makaleler bölümünde yer alan derlememde bulabilirsiniz. (Makalelere tıklayın)

Baba figürü: Her çocuğun dünyasında BABA bir romanın baş kahramanı gibidir. Baba olmak bir erkeğin dünyaya bakışını değiştirir (Mars bayrağı Güneş'e teslim eder). Baba olgun erkek enerjisidir. Bir erkeğin doğum haritasında Güneş erkek enerjisinin en üst formunu, kadın da ise animusunu (içselleştirdiği erkek arketipi tanımlar). Ayrıca her iki cinste de Baba modelini temsil eder. Gerçek Anne-Babamız ile içimizdeki ebeveyn arketipi bire bir örtüşmez. Psikolojide “basımlama” (imprinting) denilen olgu; Yeni doğan yavrunun “anne” veya “bakıcı" ya göre programlanması anlamına gelir. Bakıcı arketipi çocuk dünyaya gelir gelmez çalışmaya başlar. Ebeveynler dünyaya getirdikleri çocuğu kendi bilgi ve donanımları çerçevesinde yetiştirirler. Bu model çoğunlukla içimizdeki arketiple çakışır. O zaman bizlerde “bir kediyi gerçek annesi sanan ördek yavrusu” gibi, gerçek ana-babamızın, içimizdeki ideal yapı ve potansiyelleri gerçekleştirecek kişiler olduğu yanılgısına düşeriz.

Liderlik ve Yöneticilik: Liderlik ve Yöneticilik birbirinden farklı kavramlardır. Yönetici gücünü bulunduğu mevkiden alır ve temelinde "Sen-Ben" anlayışı yatar. Lider ise gücünü karakterinden alır ve temelinde "Biz" anlayışı yatar. Biz bilincinde insanı tanıma, değer verme, onurlandırma ve saygı duyma vardır. Lider daima önde gider, yönetici ise sürekli arkadan iter. Lider kişilerin elinden tutar ve onları yeni yüksekliklere çıkarır. Yönetici kurallar, mevzuat ve yönetmelik çerçevesinde kişileri işi doğru yapmaya yönlendirir. Bir anlamda arkadan güder. İster gökyüzü ortaklığı olsun ister onun yansımasından ibaret olan yeryüzü ortaklığı olsun iktidar kavgasını (Yıldızlar Savaşı) daima bünyesinde taşır. Çoğumuzun iyi bildiği bir söz vardır. ”İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.” Güç kazandıkça kendimize ve başkalarına zarar verme riskimiz de o kadar artar. J.A. Bertrand’ın Aslan'la ilgili sözlerinin altını çizmek gerekir; "Aslan Başkandır. Zodyak devlet başkanları yarışmasında Oğlak ve Akrep'in önüne geçmiştir. Aslan Müdürdür. Asla müdür muavini olmaz. Müdür muavini olmaktansa hiçbir şey olmamak; İşte Aslan'ın düsturu." Baş olmak önemlidir, ama tek başına hiçbir işe yaramaz. Nasıl ki bedenimizde başı boyun taşıyorsa, sağa ya da sola doğru çeviriyorsa, Lideri de ileriye veya geriye ekibi taşır. Lider (Baş) ise Ekip (Boyun)dur. Bilinçli bir lider ekibinin değerini ve birlikteliğin gücünü bilir. Ağzından tükürükler, gözünden alevler saçarak emirler yağdırmaz. Kararlarını birlikte çalıştığı insanlara söz hakkı vererek ve onları dinleyerek alır. Sistemli ve uyumlu bir iş birliğinin başarıyı, Tek Adam şovunun ise düşüşü ve kendi sonunu getireceğini bilir. Vücudumuza hiçbir organ kendi başına buyruk hareket etmez, hepsi kendi görev ve sorumluğu çerçevesinde “Biz” bilinciyle hareket ederek bütüne hizmet verir. Herhangi bir organ ”Birlik yasası” nı çiğnediği an hastalık kapıyı çalar. Aslan burcu ve Aslan burcu özelikleri yoğun olan insanlar (Aynı zamanda Kova'lar, çünkü Kova da karşı komşusu Aslan'ın gölgelerini sıkça kuşanır) güç tuzaklarına düşmemek için önce bütünü oluşturan birimin değerini ve önemini kavramak sonrada örnek olmayı ve hizmet etmeyi esas almak zorundadırlar.

Otorite ve Organizasyon: Güneş sistemine baktığımızda; Jüpiter en büyük planettir. Sanki yıldız olma iddiasında yenilgiyi kabullenmiyor gibidir -milyarlarca yıl sonra, bugün bile, hala kendi ışınını kullanarak parlamaya çalışmaktadır. Eğer biraz daha zorlasa ikinci bir güneş sistemi oluşabilirmiş. Kısacası Jüpiter aleni bir şekilde güneşe meydan okumaktadır. Ya Pluto, onun durumu hala bir bilmece. Gezegene benzemiyor normal bir asteroit de değil. Gezegenimsi bir bulutu andırıyor ve güneşe en uzak mesafede düzensiz bir yörünge çiziyor. Güneşin açık krallığına karşı o gizli krallık. Esrarlı havası ve entrikacı tavrıyla mafyaya benziyor. Eğer bir gezegen, gezegen olduğunu unutup bir yıldız gibi davranmaya kalkarsa sonu felaket olur. Kendine uygun yörüngeyi kendi kendine sağlayamayacağı için, tıpkı çifte yıldız sistemlerinde olduğu gibi sahte güneşine çakılır veya asıl güneşe doğru sürüklenip alev almış gaz kütlelerinin içinde boğulur. Sistemin merkezi yitip gider. Buna "Ele geçirme sendromu" denir. Oysa Gezegen, yıldız sisteminin merkezi değildir; merkez Güneş'tir. Gezegenin işi, kendi yaşamının idamesi ve iyiliği için onun yaşam kaynağı, ama aynı zamanda da ölüm nedeni olabilecek yıldızla uygun yörüngesel bir uzaklığı korumaktır. (Bir doğum haritasında planetler bir ya da 2 burçta yığılmışsa ve stellium oluşturan planetler Güneş'le kare ya da karşıt açı ilişkisi içindeyse "Ele geçirme sendromu" yaşanabilir / Bazı durumda Güneş'le sıkı kavuşum yapan çok sayıda planet de bu sendroma yol açabilir.) Peki Güneş yıldız olduğunu unutursa ne olur? O da diğerine benzer bir felaket olur. Çünkü gezegenler yaşamını yıldıza borçludur, ışığını ondan alır ve hayatta kalabilmeleri onun yörüngesinde dönmelerine bağlıdır. Bu duruma da “Vazgeçme Sendromu” denir. (Bir doğum haritasında Güneş açısız kalmışsa, ışık ve ısısını diğer gezegenlere ulaştıramıyorsa ”Vazgeçme Sendromu” gözükebilir. Bu sendrom herhangi bir gezegenin açısız kalması durumunda da geçerlidir.) "Vazgeçme Sendromu” da "Ele geçirme sendromu” kadar korkunçtur. Çünkü Birlikten kopmak sistemin sağlıklı işleyişini sabote eder. Sistemin sağlıklı işleyebilmesi yönetim kurulu esasına dayanır. Güneş, yönetim kurulu başkanıdır. Ay, başkan yardımcısıdır, gezegenler ise yönetim kurulu üyeleridir. Kararlar müşterek alınır. Herkesin 1 oy hakkı vardır. Sadece Güneş 2 oy hakkına sahiptir.

Kendini ifade etme: Aslan, kendini ifade etmenin burcudur. Bunu nasıl yapar? Efendisi güneşi örnek alarak. Güneş'in pozisyonu ve diğer planetlerle etkileşimi onun ısı ve ışığı nasıl yaydığını gösterir. Sabah-Öğlen-Akşam Güneşi birbirinden farklıdır. Güneş'in açıları ısı ve ışığımızı ayarlar. Ne derece dik ya da eğik olduğunu açıların orb'u belirler. Güneş doğal olarak göz kamaştırır. Aslan da doğal olarak kükrer. Aşırı uçlara kayan güneş ya bulutlar arasına gizlenir, ısı ve ışığını hapseder (Aslan küser, inine kapanır) ya da öğle vakti kızgın bir Temmuz güneşi gibi ortalığı kasar kavurur. (Aslan kükrer, parçalar.)

Oyunculuk: Aslan, dünyaya oyunculuk ruhuyla gelir. Sahnede olmayı sever. Alkışa tapar. Seyirciye bayılır. Övgüye mest olur. Bu nedenle de sıkça dalkavuklara tav olur. Aslan hep başrol oyuncusudur. Asla figüran olmaz. Bir rol dağılımında eğer yapımcı, baş rolü Aslan dururken, tutup estetik ve zarafetine hayran kaldığı Terazi burcuna veya kıvrak zekası ve üstün performansına gıpta ettiği İkizler burcuna ya da buğulu gözlerine ve hülyalı bakışlarına takılıp kaldığı Balık burcuna verirse, yapımcının da oyunun da başlamadan sonu gelir. Bazı Aslan'lar yaradılışına aykırı olarak sessiz, sakin ve mütevazı görünürler. Ve siz onu aslandan çok bir kediye benzetebilirsiniz. (Sonuçta ikisi de etobur cinsidir arada sıkı bir kan bağı vardır.Tek fark biri kükrer diğeri ise miyavlar) Eğer Aslan-Kedi ikilemi kafanızı karıştırmışsa Sevimli Kediye de baş rol yerine figüranlık teklif edin, bilenmiş tırnaklarıyla tanışınca ne olduğuna karar verirsiniz. Elbette Aslan başrolün üstesinden gelecek donanıma sahiptir. Sıcaklığını, neşesini ve canlılığını cömertçe sergiler. Ama takdir edilmezse küser. “Kral ve Soytarısı” tipik bir Aslan senaryosudur. Komedi bir anda trajediye dönüşebilir. İstediği sevgi, ilgi ve onayı bulamazsa olayları dramatize eder. Mutluluğunu kaybeder.

Gurur ve Kibir: Aslan'ın karanlığıdır. En derin yarayı gururu kırıldığında alır. Sahneyi terk edip inine çekilir. Kendi yarasını kendi sarmak ister. Kimseye minnet etmez. İşin içine biraz Akrep teması bulaşmışsa mutlaka intikam alır. Pluto’nun emriyle can yakar. Ama asıl alması gereken ders “tevazu”dur. Gerçek tevazu iki şeyden oluşur; Birincisi sınırlarımızı bilmektir. İkincisi ise ihtiyaç duyduğumuz yardımı kabul etmektir.

Lüks ve İhtişam: Majestelerinin zaafıdır. Ne var ki asalet, soyluluk, etiket, unvan, abartılı görgü kuralları, yaldızlı eşyalar, varak aynalar, asırlık antikalar Aristokrat sınıfın en önemli simgeleridir. Saray, Taht ve Taç Bir Kralın “olmazsa olmaz” şartlarıdır. Hangi devirde yaşarsa yaşasın, ne olursa olsun hiç fark etmez, eğer dünyaya Aslan burcu olarak gelmişse veya hamurunda güçlü Aslan mayası varsa, içsel olarak yoluna kırmızı halılar serilsin, herkes önünde eğilsin diye bekler. ”Sen kendini kral mı sanıyorsun?” diye sorduğunuzda hiç istifini bozmadan ”Evet. Ne var bunda bu kadar şaşacak?” diye cevap verebilir. Siz siz olun Aslan'a böyle saçma sorular sormayın.

“Zümrüt Tablet”de yer alan sözler, Quantum Fiziğin ve gelişmekte olan Quantum Tıbbın farkına vardığı “Birleşik Alan” teorisinin gerçekliğini asırlar önce gözler önüne seriyor;

“Aşağıda ne varsa yukarıdaki gibidir ve yukarıda ne varsa aşağıdaki gibidir.”

Psikolojik ve Medikal Astroloji araştırmalarım (naçizane) bana “Mevcut Sistem”in şaşmaz bir düzenle yerde ve gökte aynı şekilde işlediğini gösteriyor. İnsan bedeninin tepeden tırnağa kozmik karşılıkları olduğunu öğrendikçe bu mucizeyle içim titriyor. Bir anlamda fizyolojide ifade bulan DNA’nın bedenin anayasası olduğunu ve Güneş Sistemi anayasasındaki zekayı temsil ettiğini heyecanla kavrıyorum. Albert Einstein doğa yasalarının sade ve birleşik bir temele sahip bulunduğundan son derece emindi. Yaşamının son yarısı boyunca, temeldeki bu birliği göstermek için çalıştı. Ne yazık ki, böyle bir birliği gerçekleştirmek için gerekli teorik araçlar ve anlayış onun yaşadığı dönemde mevcut değildi. Ama ben, onun bu içgüdüsünün yaşadığımız çağa damgasını vuracağını kuvvetle hissediyorum.

“TANRININ EVRENLE ZAR ATTIĞINA İNANMAM”









Tüm sevgimle,Keyifli mutlu bir Aslan ayı dilerim.

Yıldızlarınız üzerinizde mutluluk ve şansla pırıl pırıl parlasın,
Hülya Balıkavlayan♥♥♥




Ayrıca Kaynaklarım:

Ders Notlarım ve
Medical Astrology (Jane Ridder-Patric)
Planets and Their Keywords (Reinhold Ebertin)
The Planets and Human Behaviour (Jeff Mayo)

14 Temmuz 2012 Cumartesi

7 Temmuz 2012 Cumartesi

ANTALYA ASTROLOJİ EĞİTİMİ




Astroloji uçsuz bucaksız kendimizi keşfettiğimiz bir deniz aslında. Astrolojiyle sadece ruhumuza kuş bakışı bakmıyor, içimizdeki öze kadar büyük keşifler yapıyoruz. Astroloji size bir yol haritası sunuyor. Onu izleyip izlememek sizin seçiminiz. Kendiniz için hayatın anlamını sürüklenerek aramayın. Bu boşa kürek çekmek gibi olur. Pusulanızı alın ve hayatınızın anlamını yaratabilecek gücün içinizde olduğunu farkederek ilerleyin hayat okyanusunda. Hayatınızın pusulasını nasıl kullanacağınız ve onu nelerle anlamlandıracağınızı ise astrolojik haritada rahatlıkla çözümleyebilirsiniz.

Eğitimimize Astrolojiyi hem kendimizin hem de çevremizin Astrolojik haritasını yorumlayacak kadar öğreniyoruz.

Bütün burçları, gezegenleri, elementleri, evleri, açıları horoskoba bakıp gördüğünüz anda “Ne, Nerede, Nasıl, Nedir?” sorularına cevap bulacaksınız. Tüm bu çalışmalarımızda rutin ders olarak değil; Aşkla, Coşkuyla, Eğlenerek ve bütün haritadakilerle “Bir” olarak öğreneceksiniz. Öğrendiklerinizin tümü ile empati kurup daha çok hissedecek ve geliştirdiğimiz farkındalıkları özümüze kayıt edeceğiz. Ana rahmine düşüldüğü andan yaşam yolunda ilerlemeye başlamaya kadar tüm potansiyel öğretileri öğreneceğiz. Soluyan yıldız alanlarını nefesle içimize dolduracağız. Önce insanı matematiksel gökyüzü ilimi ile çözeceğiz. Baştan aşağı tüm olumlu, olumsuz, olduğunuz insanı ve sürmeniz gereken hayatı amacı ile karşımıza koyacağız.

‘Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır. İnsan bedeni ve ruhu ile tüm evreni kendinde barındırır. Tüm kaoslar ve tüm çözümler içimizdedir.’

Yaz Döneminden sonra Antalya'da 1. olarak açacağım Astroloji eğitimimde kendi ve çevrenizin doğum haritasını çıkartıp yorumlayacak kadar geniş bir bilgi ağına sahip olacaksınız. Artık hayatınıza Astroloji ile yön vereceksiniz.Ruhsal,sanatsal, bilimsel ve eğlenceli bir hobiyle tanışmaya hazır mısınız ? Hayatınızı ve hayatı anlamaya yardım eden bir felsefe olan astroloji sayesinde yepyeni bir evreni benimle beraber keşfedin. Kendinize ve dış dünyaya daha farklı bir gözle bakmanız için yeni bir kapıyı beraber aralayalım.




Astrolojinin Temelinde genel olarak öğrenecekleriniz;


Astrolojinin temel kavramları

Gezegenler

Evler

Elementler

Açılar

Burçlar

Ay düğümleri

Astreoidler

Arap Noktaları

Doğum Haritası Çıkarma ve Yorumlama Çalışmaları - Egzersizleri

Tüm bilgileri en derin ve en geniş şekilde alabileceksiniz.





Kayıt için :


• 500 TL geri iadesiz kayıt ücreti alınmaktadır(Kayıttan vazgeçildiği taktirde sadece standart fiyatlar üzerinden astroloji hizmeti olarak iade yapılmaktadır).

Eğitim ücreti: 2.200 ( 500 TL. kayıt ücreti içindedir ) TL. *6 Taksitte ödenebilir.



Kayıt son tarihi  17.Eylül.2012 dir.


Hafta sonu grubumuz vardır.


Astroloji Buluşmaları:



23 -23 Eylül



27 - 28 Ekim



24 - 25 Kasım



15 - 16 Aralık



19 - 20 Ocak



16 - 17 Şubat



Ders süreleri : 6 - 7 saattir.


Doğamızla uyumlu bir içsel yaşam ve denge öğretisi için bekliyorum.


Sevgilerimle
Hülya Balıkavlayan

Başvuru için :

h.balikavlayan@hotmail.com

veya Nilgün Hanım : 0538 318 98 32 den yapabilirsiniz.


İSTANBUL 2. Astroloji eğitimi ile ilgili bilgi buradadır. http://evreninyolisaretleri.blogspot.com/2012/06/eylul-ayi-2-astroloji-temel-egitimi.html