Bu Blogda Ara

20 Haziran 2012 Çarşamba

YENGEÇ BURCU VE YENGEÇLERİN BİLİNMEYEN YÜZÜ



Temel ilkesi : Hissediyorum.


Evde ve ailesiyle olmaktan mutluluk duyar Yengeçler. Gerçek anlamda ya da mecazi anlamda, hem ebeveyn olarak hem de çocuk olarak ebeveyn - çocuk ilişkisinden mutlu olur. Aile sevginiz ve ona bakış açınız insanların , dünyada bir topluluk yaratmak için yeni yollar bulmalarının önemini arttıracaktır.


Yengeç'in karanlık tarafı elbette ki şefkat ve besleme yetenekleriyle alakalıdır. Bu durum siz birini korumaya, iyileştirmeye ve beslemeye çalışırken ona bağlanmanızla oluşur. Bunu, aşırı korumacılık ve suçluluk duygusunun karışımının yarattığı bağımlılık olarak tarif edebiliriz. Bu karanlık tarafa bir örnek şöyle olabilir, diyelim bir hemşire hastasına aşık olur ve onun iyileşip hastaneden taburcu olmasını istemez, çünkü taburcu olursa onu terk edecektir. Yengeç, karşıdan karşıya geçmek istemeyen yaşlı hanımları, sırf kendini iyi hissetmek için, bunu yapmaya zorlamaması gerektiğini öğrenmek zorundadır.

Yengeç'te var olan başka bir şey pasif saldırganlıktır. Tıpkı başkalarının kabuğunda yaşayan Yengeç gibi, yan yan yürümeye eğilimlidirler. Neye ihtiyaçları olduğunu bize anlatmak yerine, ne istediklerini bize hissettirirler. Hepimiz onlar kadar ruhsal olamayız, bu yüzden de ne istediklerini telepatik olarak talep etme gibi umutsuz bir görevle baş başa bırakılırız. Ve eğer tahmin edemezsek, kabuklarına çekilirler ve kendimizi kötü hissetmemize neden olurlar.

Yengeç burcu insanları zodyakın romantikleridir. Ruhun derinlerine girerler, bunu rüyalarında görürler ve sonra yeni biçimlerde tekrar tekrar yaşarlar. Yengeç insanları kendi endişelerine karşı korunmak için etraflarına bir kalkan oluşturur gibi insan toplarlar; yardımcılıkları ve ilgileri ile insanları birleştirirler. Yengeç in etki alanı; ona emniyet ve güven sağlayan ailedir. Eğer taşıdıkları büyük hırs olmasa bu güvenli bölgeyi hiç terk etmezlerdi. Yurtlarına, ailelerine ve çocuklarına hiç bitmez bir bağlılık gösterirler ve yoğun özlem taşırlar.Derin duygu kapasitesi bu burcun insanlarının gerçekten sevmelerini sağlar.

Davranışları

Güçlü Yönleri: Dolaylı kişilik. Yardımsever. Biliçdışı dürtülerden kaynaklanan içgüdüsel reaksiyonlar gösterir, sempati duyar, hırslıdır. Tuttuğunu bırakmaz. Düz bir yol tutmaz, amaçlarına dolaylı yollardan ulaşır.Sosyal ve yumuşaktır, heran başkalarına yardım etmeye veya onları korumaya hazırdır.

Problemli Alanı: Çocuksu insan. Görünürdeki kendini düşünmez davranışları aslında terk edilme korkusundan kaynaklanır. Çekingen ve korkaktır. Değişime gönülsüzdür. Çatışmaktan korkar. Düş dünyasına kaçar, depresyona ve aşırı hırslara kapılabilir. Regresyona girerek çocukça davranışlar sergileyebilir.


Güçlü Yönleri: Rüyalarla uğraşan. Psikolog. Canlı ve hayalci düşünme tarzı bilinçaltından etkilenir. Başka insanların isteklerini ve düşüncelerini hissetme ve buna karşılık verme yeteneği çok gelişmiştir. Ruhun ihtiyaçlarını derinden kavrar.

Problemli Alanı: Hüsnükuruntulu insan. Mantık ve nesnellikten kopuk bir biçimde olayları kendi istediği şekilde görür. Sırf somut gerçeklerden daha hoş geldiği için saçma fikirlere takılır. Başka insanların standartlarına uyma adına dar bir bakış açısı benimser. Bağımsızlık duygusundan yoksundur. Başka insanların söylediklerini mekanik bir şekilde tekrarlar.

Duyguları

Güçlü Yönleri: Romantik. Derin hisler duyma yeteneğine sahiptir. Duyarlı, hassas ve sadıktır. Vatanı ve ailesi ile duygusal bağları güçlüdür ve başkalarının onayını almak çok önemlidir. Hevesli ve naiftir, başkalarına güvenir, ilişkilerinde özverilidir. Duygusal güvenceye ihtiyaç duyar. Kolay etkilenir.

Problemli Alanı: Duygusal şantajcı. Aşırı sahiplenicidir.Sevdiği insana yapışır, iyiliği ve yardımseverliği ile onu adeta boğar. Çevresindeki insanlara kendi ruh halini dayatır. Başkalarına suçluluk hissettirme politikası güder. Amacına ulaşmak için gözyaşlarını kullanır. Zayıflığı bir zorbalık haline getirir. Duygusal egoisttir.

Tipik Uğraşı Alanları

Yardım etmeye,bakmaya ve sosyal uğraşılara dayanan tüm meslekler, özellikle doktorluk, tıbbi ve geriatrik(yaşlıların sağlığı ile ilgili) hemşirelik, anaokulu öğretmenliği, psikologluk,oyunculuk, şairlik,müzisyenlik, yazarlık ve sanat tarihçiliği gibi artistik uğraşlar. Aile, topluluk, ve vatanla ilgili(örneğin bölgesel geleneklerin korunması), mahalli politakalar, yemek kültürü, cemiyet ve klüp faaliyetleri gibi uğraşılar.

Yengeç'ler duygusallıkları ve duyarlılıkları ile tanınırlar. Daha çok kadınlara yakışan bu burç yuva'yı simgelediğin­den Yengeç'ler yuvalarına düşkün olurlar. Kolay anlaşılır ve geçinilir tipler değildirler, iyi günlerinde iyi kalpli, ne­şeli, yardımsever, düşünceli ve anlayışlıdırlar fakat her­hangi belirgin bir neden olmadan somurtkan ve alıngan olabilirler. Kendileri ile konuşanlara ya ters cevap verir ya da hiç cevap vermezler. İçten, anlayışlı bir arkadaş olup kimi zaman başkalarının sorunlarını can kulağıyla dinleyip yardım etmek isterler, kimi zaman da yalnızca kendi dertlerini anlatmaktan başkalarını dinlemezler. Ya­kınlarını ve arkadaşlarını çok sevmelerine karşın bunu pek belli etmezler. Zaman zaman herkesin arkalarından konuştuğunu zannederler. Bu olay gerçekse de çok zor bağışlar, kendilerine yapılanı unutmazlar. Ufak bir konu­da incinirse çok üstünde dururlar ve olayı büyütürler. Dü­şüncesizce söyledikleri sert sözlerle arkadaşlarını kırabi­lirler ama kendilerinin eleştirilmesine hiç gelemezler. Bu sert görünüşlerine karşın çok yumuşak ve iyi kalplidirler. Yalnızca kendilerini korumak için burcu simgeleyen yen­geçler gibi kabuklarına çekilir, sert görünüşlü olurlar.

Yengeç'ler çok karmaşık insanlardır. Kendilerini tehlikede hissettikleri zamân dev gibi güçlü, bazen de çocuk gibi zayıf ve savunmasız olurlar. Somurtkan, kötü huylu ve hır­çın ya da iyi kalpli, koruyucu ve yumuşak. Bir sarkaç gi­bi bu uç noktalar arasında gider gelirler. Bu sarkacın den­gede durabilmesi için Yen­geç'lere mutlu bir yuva ve güvenlik gereklidir. So­rumluluk duyguları çok gelişmiştir. Aynı sorumlu­luğu karşılarındakinden de beklerler.

Kafalarına bir konu takılmişsa melankolik, içe dö­nük ve herkesten uzak dururlar. Kimi zaman on­larla aranızda bir duvar varmış Gibi hissedebilirsi­niz. Bu engeli aşan ve onların güvenini kazanan kişiler yumuşak, sevgi dolu bir ki­şi ile karşılaşırlar,

Başlattıkları işi yarım bıraktıkları hemen hemen hiç görül­memiştir. işlerine olduğu kadar sevdiklerine de bağlı ol­duklarından bir kez sevince sürekli severler. Öfke onları acımasız bir düşman yapabilir ama yine de haylaz çocu­ğunu seven anneler gibi sevmeye devam ederler. Yengeç­ler ancak sevgi ile yönetilebilirler; onlara zorla birşey yap­tırmak isterseniz tam tersini yaparlar. Oysa aşık bir Yen­gec'e yaptıramıyacağınız şey yok gibidir. Yengeç burcunu tanımlayan cümle «HİSSEDERİM» dir. Ev işlerini, özellik­le yemek yapmayı severler. Burçlar kuşağının en iyi aş­çıları Yengeç burcundan çıkar.

Yengeçler çok kuruntuludurlar ve bunu neredeyse bir sa­nat olarak uygularlar. Dertlerini çoğu kez içlerine atıp giz­li acı çekmeyi severler. Bu yüzden de sindirim sistemleri bozulabilir hatta ülser olabilirler. Yeri gelince hayır deme- cesaretini göstermeyi, hoş görüsüzlük, çekingenlik ve aşı­rı duygusallıklarını kontrol etmeyi öğrenmelidirler.

Yengeç'ler müziğe yatkındırlar. Bazıları dinsel konularla çok ilgilenirler. Mistik konularla ilgilenirlerse kendilerini yitireceklerine İnandıklarından meraklarını gidermeye ça­lışır ama derinlemesine incelemekten korkarlar. Yengeçler iyi bir işadamı, hemşire, ev kadını, ana okulu öğretmeni, denizci, antikacı, tarihçi olabilirler. Olağanüs­tü belleklerinin yardımıyla isim, tarih, ve kişisel ayrıntıları hatırlamaktaki başarılarını zekaları ve kurnazlıkları ile bir­leştirdikleri zaman iyi bir iş adamı olurlar. Soylu ve dingin bir ortamda çalışmayı severler.


Yengeç burcu anneliği de simgeler. Bu yüzden Yengeç'ler annelerine çok bağlı olurlar. Çocuklarına gösterdikleri bağlılık ve sevgi yüzünden onları rahatsız edebilirler. Ço­cuklarının büyüdüğünü hiç kabul etmezler ve onaylama­dığı birşey yaptıklarında «Ben gençken böyle şeyler yap­mazdım; o zaman herşey başkaydı» diye söylenmeye baş­larlar.

Yengeç burcunda doğan çocuklar evlerini severler. Onla­rı azarlamak yerine «Böyle yapman beni üzüyor» demeniz yeterlidir. Çok çabuk etkilenir ve incinirler. Dans ve yüz­me konularında başarılı olabilirler.
Kusursuz duyarlılık;Yengeç'in hedefi budur.

Her ayrıntıyı hissetmek, hayatın uyumsuzluğunu görmek, her şeye rağmen yaşamın sunduğu her şeyi sevmek, kabullenmek ve ona güvenmek. Tüm bunlar Yengeç'in konularıdır.

Duyguların lisanını çok akıcı bir şekilde konuşması, iç dünyasının zenginliği Yengeç'in kaynaklarıdır. Yengeç'te, subjektiflik ve duygusal yoğunluk sonuna kadar açıktır. Stratejisi korunmaktır. Yengeç kabuğunda saklanıp veya içine kapanıp güç toplayarak bu iç süreçlerini korumak zorundadır. Şefkat ve ilgi Yengeç'in kendini koruma güdüsünden daha güçlü özellikleridir.

Anaçlık, koruyucu olmak, yardımcı olmak sevginin güvenli bir çeşididir. Radikal bir kendini koruma, güvenli sevgi önceleri iyidir, ama bir süre sonra Yengeç'in cesaretini toplayarak kabuğundan çıkması başka bir deyişle, gerçekten sevme cesaretini bulması gerekir. Böyle olduğunda aktif olarak dünyayla bütünleşir. Önce kendi ruhunun sisli diyarlarını araştırmak için kullanması gereken incelikli bakım sürecini iyileştirici, yardımcı ve rahatlatıcı rollerini- dünyaya aktarır.

Anaçlık Yengeç'in en yüksek ifade biçimi aynı zamanda gölgesidir. İlişkide olduğu insanlardaki hassasiyeti ve kederi kendine çekerek onların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar. Üstlendiği annelik rolünün sonucunda kendisini, gereksinimlerini ve fırtınalı iç dünyasını affedicilik ve anlayışlılık perdesi ile örtebilir. Diğer yandan güvenlik için geliştirdiği savunmalar gelişiminin önünü keser.

Öğrenmesi gereken; kabuğundan sıyrılmak, açılabilmek, güvenmek ve sevgi için riske girmektir.


Yengeç zamanı Ayın Dalgalarında Sörf Yapmak;

Ay Yengeç’in yöneticisidir. Pek çok gelenekte,bize hayatımızın en karanlık dönemlerinde ışık ve sevgi veren ANNE ile bağdaştırılır. Yaklaşık 2,7 milyar yıl önce , Yeryüzündeki yaşamın sığ sularda ve sulak bölgelerde başlaması şaşırtıcı değildir. Ayın susuz bölgede yaşamı başlattığını savunan yeni bilimsel teoriler ortaya atılmaktadır. Bu büyük ihtimalle Ayın gelgitler üzerindeki etkileri dolayısıyla gerçekleşmiştir. Gelgitler sonucu kıyılara sürüklenen canlıların yavaş yavaş evrim geçirerek havayı soluyan canlılara dönüştüğü kabul edilmektedir. Astrolojik olarak konuşursak,bu akla yakın bir teoridir, zira Yengeç yaşamın burcudur ve pek çok efsanede Ana tanrıça Ay ile bağlantılıdır. Ay her zaman duygular ve ruh halinin iniş çıkışlarıyla bağdaştırılmıştır. Bunun nedeni Ayın periyodik olarak yükselip alçalması ve değişmesi olabilir. Biyolojik saatimiz büyük ihtimalle Ay ve bir yerde doğuma nende olan adet görme döngüsü ile bağlantılıdır. Duygular ve Ay arasındaki bağlantı pek çok dile yansımıştır.Moonstruck ( Çılgın ), Lunatic ( deli ) Ayın dilimize nasıl girmiş olduğuna birkaç örnektir sadece. Pek çok hikayede , kahramanlar Ay ile bağlantılı olarak bir çeşit dönüşüm yaşarlar. Dolunay’da kurt adam kurda dönüşür, bir de Drakula örneği vardır. Bunlar,ayın etkisi altındayken hepimizin çok daha doğal ve içgüdüsel tarafımızla bağlantıya geçtiğimizi gösteren sembollerdir. Entelektüel mantık yeteneğimizi kaybederiz ve Tabiat ana ile bütünleşiriz.

İşte size ruh halimizin iniş çıkışlarını engellemek için Ayın yarattığı gelgitlerde sörf yapmanın kolay bir yöntemi. Geceleyin dışarı çıkın ve gökyüzüne bakın. Eğer ayı göremiyorsanız o zaman Yeni Ay zamanıdır. Bir şeylere Yeni Ay döneminde başlamak her zaman iyidir. Hatta bunu sembolik bir şekilde de yapabilirsiniz. Yeni bir ilişkiye başlayın , bir iş başvurusunda bulunun,yeni bir kitaba , yeni bir projeye ,diyete vs. başlayın. Ay büyüdükçe D şeklini alacaktır ve bu iki hafta boyunca Yeni ayda başladığınız projeye yeni şeyler ekleyeceksiniz. Dolunay olduğu zaman ,projeyi harekete geçirmek ve göstermek , dinlemek ve sürecinizi gözden geçirmek için en iyi zamandır. Ay küçülmeye başladığı zaman ve C şeklini aldığında, düzeltmenin,elemenin,bırakmanın ve projenizi yeniden düzenlemenin zamanıdır. İlerlemeyi engelleyen ilişkileri ya da tıkanıklıkları ortadan kaldırma zamanıdır. Bu yolla kendi kendinizin astroloğu olabilirsiniz. Ay kendine ışık ekledikçe siz de kendi hayatınıza bir şeyler ekleyin ve Ay ışığını gölgeledikçe hayatınızdaki bazı şeylerden vazgeçin.

“BİLİNÇALTINIZDAN AÇIĞA ÇIKARAMADIĞINIZ HERŞEY BİR GÜN KADERİNİZ OLARAK KARŞINIZA ÇIKAR”

Çağdaş psikolojinin öncülerinden olan Carl Gustav Jung aynı zamanda psikolojik astrolojinin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş bir psikiyatristir. Ay ve Yengeç burcunu tanıma yolculuğumuzda, Jung bize rehberlik edecek. Gecenin sessiz ve serin karanlığında yol alırken aynı zamanda içimizin derinliklerine dalıp, kör ve hassas noktalarımıza da temas edeceğiz. Ruhumuzun karmaşalarının hem gücümüzün hem de güçsüzlüğümüzün kaynağı olduğunu söyleyen Freud’a da kulak vereceğiz. Bu eş zamanlı yolculuk insanla-evren arasındaki bağın kıl kadar ince ama çelik kadar sağlam olduğunu hissettirecek bize.

Yengeç burcunun yönetici ışığı Ay, insan ruhunun aynası olduğundan psikolojik fonksiyonları üzerinde biraz fazla duracağız.

“Efsaneye göre başlangıçta Tanrıça kocasına çok kötü davranıp, bir takım ihtiyaçları için ondan yararlanıyormuş. Bundan sıkılan kocası olaya el koymuş Tanrıça’yı uzaklara sürerek kendisini Tanrı ilan etmiş ve kendisine eş olarak da uysal, her şeye boyun eğen bir kadın seçmiş. Yani bir bakıma kadın ikiye bölünmüş. Boyun eğen bölümü Tanrı’nın yanında, şirret bölümü de sürgündeymiş. Ancak bu bölünme ne Tanrı’ya ne de Tanrıça’ya mutluluk getirmemiş. Uzun süren bu mutsuzluktan sonra Tanrıça Tanrı’nın yanındaki yerini almak, kendisini bütünlemek amacıyla dönüş kararını vermiş. Ancak bu defa niyeti Tanrı’yı yenmek değil, onunla birlikte, birbirlerini bütünleyerek yaşamakmış.”

Samanyolu Sistemimizde, Güneş ve Ay gezegen değil iki güçlü ışıktır. Güneş, sistemin merkezi, Ay ise dünyamızın uydusudur. Güneş, insan doğasının eril ve bilinçli yönünü, Ay ise dişi ve bilinçsiz yönünü temsil eder. Bunun yaşamımızdaki iz düşümü “Kafa” ve “Kalp” birlikteliğidir.Güneş aydınlığa hükmettiği için gündüzün kralı, Ay ise karanlığa hükmettiği için gecenin kraliçesidir. Bu nedenle Güneş (Solar özellikler) ile Ay (Lunar özellikler) dengede olduğu sürece yaşam dansımız uyumludur. Ay, insanın duygularını, içgüdülerini, bilinçaltını ve subjektif boyutunu temsil eder. Kadınlık ve Annelik gibi dişi prensiplere karşılık gelir. Doğada suları, insan anatomisinde de sıvı ve salgıları yönetir. Yaşamımızın doğal ritmini oluşturan Güneş ve Ay aynı zamanda içi dengelerimizi ayarlayan psiko-biyolojik saatimizin akreple yelkovanı gibidir.

BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLAR:

Limbik Sistem: Limbik alan, hipotalamus ve hipofiz bir araya gelerek “Limbik Sistemi” oluştururlar. Burası duygularımızın fizyolojik mekanıdır. Midemiz kazındığında, öfkelendiğimizde, sırılsıklam aşık olduğumuzda, ya da kederlendiğimizde limbik sistemin eline düşeriz. Limbik Sistem deneyimlediğimiz her şeyi metabolize eder, sürekli olarak bedenimizi yeniden yaratır. Bu sistem içinde amigdala ve neokorteks de önemli rol oynar. Sürüngenler gibi neokorteksi olmayan türlerde anne şefkati yoktur; yavrular yumurtadan çıktıklarında, yem olmamak için saklanmak durumundadır. Büyük bir soğukkanlılıkla vahşet uygulayan ve suçluluk hissetmeyen psikopatlara “omurgasız” denmesinin bir nedeni de bu sistemin büyük hasar görmesinden kaynaklanır. Ay’ın diğer planetlerle olan sert etkileşimlerini örnekleyecek olursak; Güneş'le olan sert açılarda beynimizin düşünen yanı ile hisseden yanını birbirine bağlayan devreler kesintiye uğrayabilir. Mars’la “Savaş ya da Kaç” tepkisi bizi sürekli teyakkuzda tutabilir. Uranüs, ayartıcı şimşeğiyle etik değerlerimizi yakıp, bizi baştan çıkarabilir. Neptün’le hiçbir şey hissedemeyecek kadar uyuşup “Kurban” rolünü oynayabiliriz. Satürn tüm ciddiyeti ve katılığıyla IQ da direnip, EQ reddedebilir. Pluto, bu sistemi kökünden sallayabilir. Tıbbın bile teşhis koymakta zorlandığı yeni psikosomatik bozukluklar icat edebilir. Sapık ve Katil sayısını arttırabilir.

Hipofiz Bezi: Ara beynin ön tarafında,“Türk Eğeri” (Sella Turcica) denilen çukura yerleşmiş, hipotalamusun hemen altında ve ona küçük bir köprü ile bağlı bulunan tek bir endokrin bezdir. Bu bez vücudun çok uzak bölgelerini etkileyen çeşitli hormonlar salgılamaktadır. Ön ve Ara lobun salgıladığı hormonlar; Büyüme hormonu (Somatotropin-STH); Kemik ve kasların büyümesini sağlar. Protein sentezini artırır. Karbonhidrat ve yağ metabolizmasını etkiler. Fazla salgılanması ”Jigantizim”e, az salgılanması ”hipolizer cücelik”e sebep olur. Adrenokortikotrofik hormon(ACTH); Adrenal bezin korteksinin büyümesini ve steroid hormonların salgılanmasını uyarır. Tirotropin (TSH); Tiroid kamçılayıcı hormondur.

Gonadotrop hormonlar; Sarı cisim yapıcı (LH), Follikül uyarıcı (FSH) hormonlar; Her ikiside cinsel hormon yapan bezlerin çalışmasını etkilerler. Prolaktin (LTH); Memelerin gelişmesini ve gebelik sonrası süt salgısını etkiler. Analık içgüdüsünün doğmasına neden olur.Bu hormonların salgılanması hipotalamus tarafından ayarlanır. Arka lop tarafından salgılanan hormonlar; Antidiüretik hormon (ADH); Bu hormonun diğer bir adı da Vasopressin dir. Asıl görevi böbrekle ilgilidir. İdrarla atılan su miktarını kontrol eder. ADH salgısı alkol etkisiyle azalır ve nikotin etkisiyle artar. Eksikliğinde diabetes insipipidus (şekersiz diyabet) ortaya çıkar. Oksitosin: Rahim kaslarının kasılmasını sağlar ve süt salgılanmasını uyarır.

Hipotalamus: Hipofiz bezine biyokimyasal emirleri veren beynin merkezi düzenleme merciidir. Bedenimizde Homoestatis adı verilen iç dengeyi sağlar.

Vücut Sıvıları ve Salgıları: Hücrelerdeki sıvı ve kan plazmasındaki elektrolit dengesi ayın safhalarıyla birlikte dalgalanır. Vücut hormonları da dalgalar ve gel-gitler halinde salgılanır. Sıvı dengesizliğinin sebep olduğu belli başlı rahatsızlıklar; Hidrosefali; Beyin de su toplaması ve Ödem; Vücutta su toplamasıdır. Sinovya (Eklem boşluklarında bulunan sıvı zarına ait iltihaplanma (Sinovit) de görülebilir. Memeler ve Süt salgısı, Ter bezleri ve ter salgısı da Ay’ın yönetimindedir.

Dölyatağı ve Gebelik: Ay’ın, kadına özel çok anlamlı bir hediyesidir. İçinde “bir can” taşıdığını hissetmek hem müthiş keyif verici hem de muazzam sorumluluk yükleyici iki ucu keskin bir duygudur. Çünkü gebelik bir kadın için hem çok kutsal hem de çok riskli bir yaratıcılıktır. Bu safhada Venüs bayrağı Ay'a teslim eder.Ay'ın diğer planetlerle sert etkileşimi varsa kadınlık organları ile ilgili şikayetler, gebe kalma problemleri, düşük, zor doğum ve erken doğum gibi sorunlara yol açabilir. Pluto ile sert açılarda uterus’un ameliyatla çıkarılması görülebilir.

Doğum ve Ameliyatlar: Ay fazlarının insan mizacı üzerindeki önemli etkilerinin yanı sıra doğum ve ameliyatlar konusundaki etkileri de deneylerle saptanmıştır. Doğumların çoğu dolunayın (Ay-Güneş karşıt/180 derece) hemen ardından, az bir bölümü de yeni ayda (Ay-Güneş kavuşum /0 derece) meydana gelir.Ameliyatlarda ise İlk dördün (Ay-Güneş 90 derece/kare açı) ve Son dördün (Ay-Güneş 90 derece) riskli zamandır. Dolunayda etki biraz daha zayıftır. Bir kısım problemler de Ay boşluktayken (Ay’ın açısız kalması) yaşanmaktadır. Ameliyatlar için en riskli zaman yeni aydan üç gün önceki zamandır. Bu “çürüyen ay”(Balsamic) dönemi olduğu için komplikasyon, ağır kanama ve acil müdahalelere yol açabilir.

Adet dönemi (Menstrual Cycle): Kadınların 28 günlük adet çevrimi Ayın yaklaşık 28 günde tamamladığı sideral perioda eştir.

Pankreas Bezi: İç ve dış salgı yapabilen karma bir bezdir. 2 çeşit hormon salgılar; 1)İnsülin; Langerhans adacıklarının Beta hücrelerinden salgılanır. Kan şekerini düşürür. 2)Glukagon; Langerhans adacıklarının alfa hücrelerinden salgılanır. Kan şekerini yükseltir. Bu bezle ilgili başlıca rahatsızlıklar; Diabets mellitus (Şekerli Diyabet), Hipoglisemi (Kandaki şeker miktarının azalması), Hiperglisemi (Kandaki şeker miktarının artması), Pankreas salgısının dengesizliği duygusal yaşantımızın da dengesizliğine yol açar.

Sindirim sistemi: Ağızda başlayıp anüste biter.1)Ağız; Ağız boşluğu, dil, dişler ve tükürük bezleri (kulak altı-dil altı ve çene altı olmak üzere üç çifttir) yer alır. 2)Özfagus (Yemek borusu); Görevi yutulan besinleri mideye iletmektir. 3)Mide; Başlıca salgıları ve fonksiyonları; a)Mukus salgısı (Midenin iç yüzeyini kaplar ve koruyucu görevi yapar) b)HCL salgılanması (Pariyetal hücreler tarafından salgılanır. Pepsinojenin pepsine dönüştürülmesini sağlar, bakterileri önler) c)Enzim salgılanması (En önemli mide enzimi pepsindir. Diğerleri; lipaz, amilaz ve rennindir.) d)Hormon salgısı (Gastarin hormonu salgılar. Bu hormon HCL salınmasını ve enzim salgısını uyarır.) 4)İnce Bağırsaklar; Başlıca enzimleri; Enterokinaz, Peptidazlar, Sükraz, Maltaz, Laktaz, Lipaz, Amilaz, Nükleazlar dır. 5)Kalın Bağırsaklar; Besin artıklarının toplandığı yerdir. Su, mineral ve vitaminlerin büyük bir bölümü burada emilir. 6)Kör bağırsak; Besinlerin sindirilmesinde doğrudan görevi yoktur. Karaciğer, Safra kesesi ve Pankreas sindirime yardımcı diğer organlardır.

Asit-Alkalik dengesi, Enzimler ve Mayalanma (Fermantasyon) da Ay’ın kontrolündedir. Sindirim sistemiyle ilgili başlıca rahatsızlıklar; Gastirit, Ülser, Pankreatit (Pankreas iltihabı) dır.

Lenf Sistemi: 3 kısımda incelenir;1)Lenf Sıvısı; Alyuvar taşımayan akkan sıvısıdır. İçinde akyuvarlar bulunur. 2)Lenf damarları; Lenf sisteminde atardamar yoktur, sadece toplardamarlardan oluşur. 3)Lenf düğümleri; Lenfosit yapımında görevlidirler. Dalak ve bademcikler en büyük lenf düğümlerindendir. Vücuda giren mikropların tutulduğu ve etkisiz hale getirildiği yerlerdir. Bu sistem vücudun savunmasında etkilidir. Doku sıvısı ile kan sıvısının dengede kalmasını sağlarlar. Bu sisteme ait başlıca rahatsızlıklar; Lenfanjit; Lenf damarı iltihabı, Lenfadenit; Lenf bezlerinin iltihabı, Lenfogranülomatoz (Hodkin hastalığı), Lenfosarkom; Lenfatik elemanların kanseridir. Adenoid; Lenf bezlerinin büyümesi, şişmesi.

Biyoritim: Doğa (bir gezegenden bir atoma kadar) düzenli döngülerle karakterize olur;1)Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü ; gece ile gündüzün ortaya çıkışı, 2)Dünyanın güneşin etrafında dönüşü; mevsimlerin oluşumu, 3)Ayın dünyanın etrafında dönüşü;ay safhaları denilen ay takvimi döngüsünün oluşumu, 4) Dünyanın, ayın ve güneşin dönüşümlü çekim güçleri; denizlerdeki gel-git olayının oluşumu. İnsan yapısı genleri vasıtasıyla bu ritimlere tepki göstermeye programlanmıştır.Ay doğadaki ritmini insan vücudunda da biyolojik bir saat gibi sürdürür. ”Suprachiasmatik nücleus” olarak adlandırılan, hipotalamusdaki küçük bir hücre çekirdeği, bu işle ilgili her şeyi ayarlar.

Sempatik Sinir Sistemi: Otonom sinir sisteminin bir koludur.Organizmanın zor durumda kaldığı zaman etkilidir. Sempatik sinirler; Göz bebeğini büyütür, Tükürük salgısını azaltır, Kalp atışını hızlandırır, Bronşu genişletir, Sindirim hızını azaltır, Karaciğerdeki glikozu glikojene çevirmesi için uyarır, Bağırsak hareketlerini azaltır, İdrar kesesini genişletir. Kızma, hiddet, heyecan gibi durumlar sempatik sistemin aşırı çalışmasıyla ortaya çıkar.

Kadında sağ, Erkekte sol göz: Ay'ın ,Güneş'le yaptığı sert açılar göz bozukluğuna sebep olur. Ay aynı zamanda vücudumuzun sol bölümünü temsil eder.

Beslenme ve Özümleme Fonksiyonları: Ay vücudumuzun PH dengesini sağlar (Asitlik ve bazlık arasındaki denge) Bu denge bozulduğunda beslenme ve özümleme fonksiyonları sekteye uğrar. Anoreksi (İştahsızlık) ve buna bağlı olarak gelişen Anoreksiyo Nerveso (Kuruntulu iştahsızlık) görülebilir. Bulimia (Doymaz iştah hastalığı) Bulantı ve Kusma, Sıhhatsiz bünye de bu tabloya dahildir.

Mukozal ve teşhisi zor hastalıklar: Tıp en amansız hastalıklardan birine, ”CANCER-YENGEÇ” adını vermiştir. Acaba Neden? J.A.Bertrand’ın bu konudaki sözleri önemli bir ip ucu verebilir; ” Muzip Tabiat ve Zodyak, Yengeci iri kıskaçlarla donatmışlardır. Tabiatın ve Zodyak’ın verdiği derslerden yararlanalım Yengeci cımbızla tutalım.İri kıskaçlarını hafife almayalım.”

BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI:

-Bilinçaltı: Aslında burası da bilincin dölyatağıdır. Bilincimiz bir aysbergin su üstündeki görünen kısmı kadardır. Oysa bilinçaltımız aysbergin su altındaki görünmeyen geniş kısmını kapsar. Burası farkında olmadığımız ancak başka insanlara yansıttığımız (projeksiyon) gölgelerimizin karanlık ve muamma diyarıdır. Jung’un deyişiyle “Gölge”; İçimizdeki engellediğimiz her şeyi yapmak isteyen, olmadığımız her şey olan, Dr.Jekyll’ımıza karşın, Mr.Hyde’ı temsil eden aşağılık varlıktır. Işık (bilinç) olmadan gölge (bilinçdışı) olmaz. Gölge kaçınılmaz bir olgudur ve insan doğası o olmadan bütünleşemez. Çünkü gölge, doğal yani içgüdüsel insandır. Bilinçaltını bilince açan kapı daima aralık tutulmalıdır. Yapılması gereken en sağlıklı şey oradan diğer tarafa geçmeye çalışan malzemenin farkına varıp onu (çoğunlukla bir uzman yardımıyla) eğitmektir. Eğer bu kapıyı sıkıca kapar ve bu hassas geçidin başına da bilinçli aklımızı muhafız olarak dikersek (bastırma) dramatik histeri paralizlerinden, en ağır psikosomastik hastalıklara kadar yol açarız.

Korkular, Alışkanlıklar, Bağımlılıklar: Ana rahmine düşen bir tohumun ilk deneyimi karanlıkla çevrili bir sıvı içinde barındığıdır. Burada korunur, beslenir, büyütülürüz. Burasının bizim en güvenli sığınağımız olduğu duygusu bilinçaltına kaydedilir. Yetişkin bir insan olduğumuzda bile dünyanın gerçekleriyle başa çıkmakta zorlandığımızda ilk tepkimiz bilinçsizce ana rahmine kaçmaktır. Fazlasıyla hassas, alıngan ve duygusal olan Yengeç burcu insanları ve doğum haritasında yoğun Yengeç burcu özellikleri olan insanlar için bu tehlikeli bir tuzağa dönüşebilir. Çünkü özü ince bir zarla çevrili sıvılar-salgılar peltesi olduğundan, sert kabuğu onun dünyaya gelirken beraberinde getirdiği ana rahminden başka bir şey değildir. Dış dünyayı tehlikelerle dolu, güvensiz bir yer olarak algıladığı için kendini savunmak ve korumak adına kabuğuna sıkı sıkıya yapışır. Ancak büyümek kaçınılmazdır ve küçük kabuk zamanla dar gelmeye başlar. Yengeç’in daha büyük bir kabuğa geçebilmesi için korkularıyla yüzleşmesi gerekir. Büyümek her yaşta çilelidir. Sancılıdır. Ve acı çekmeden büyümek mümkün değildir. Kabuk değiştirme aşamasında “Bir martı tarafından yutulma” riski bir ömür boyu sürecek “fobi”ye dönüşebilir.Oysa küçük kabuğunu (Ana rahmi) ni terk edip daha büyük kabuğa (Evrenin rahmi) geçmeye cesaret ettiğinde sağlıklı bir şekilde büyümeyi başaracaktır.
İçgüdüsellik: “Zekanın şu ana dek keşfedilmiş bütün türleri arasında, en zekisi içgüdüdür.” diyen Nietzshe’nin bu sözü üzerine söyleyecek sözüm yok.

Hisler ve Sezgiler: Yengeç burcunun en güçlü ölçüm aletleridir. Empati ve Sempati geliştirmeyi başardığında iç dünyasının zenginliği dış dünyaya da yansır.

Hassaslık, Alınganlık, Hayal kurma: Olumsuz kullanıldığında “savunma mekanizmaları” olumlu kullanıldığında ise “gelişme-büyüme” sürecinin hammaddeleridir.

Heyecan ve Duygusal Tepkiler: Ay’ın idaresindeki subjektif devrelerdir.

Gizem ve Büyüsellik: Ay’ın hükmettiği insanlar gizemli ve büyüleyicidir. Su gibi insan ruhuna sızar, gümüş gibi yaşamımızda ışıldarlar. Gümüş Ayın yönettiği metaldir.

Besleyici ve Büyütücü Özellikler, Anaçlık Tavrı: Anaçlık bu burcun en yüksek ifade biçimidir -aynı zamanda potansiyel düşüş nedenidir. Çünkü “Annelik” dünyanın en çileli işidir ve asla çabasız gerçekleşmez, ama Yengeç doğarken kesilen göbek bağını telafi etmek için başka insanları kendine bağımlı kılarak duygusal güvence tesis etmeye çalışır. Annelik maskesini takar ve anne rolünü ustaca oynar. Oysa içine bakmaya cesaret ettiği ve duygularıyla halleştiği yani önce kendisine annelik edip kendisini büyüttüğü zaman başkalarının büyüme sürecine de katkıda bulunur. Zaten bu donanım ve insiyatifle dünyaya gelmiştir. İyileştirici ve şifa verici yönü çok güçlüdür.

Kadın imajı: Jung’un deyişiyle bir erkeğin bilinçdışı bütünleyici bir dişi öğeyi, bir kadının bilinçdışı ise bütünleyici bir erkek öğeyi barındırmaktadır. Erkeğin içselleştirdiği kadın imajına “anima”, kadının içselleştirdiği erkek imajına da “animus”adını verir. Bunun organizmamızdaki karşılığı her erkekte bulunan bir parça dişilik hormonu (Östrojen) ve her kadında bulunan bir parça erkeklik hormonu (Testosteron) dur. Farkı yaratan elbette ki iki cinste hormonların miktarlarıdır.

Anneye ait veriler: Bir çocuğun dişi enerjiyle ilk teması annesidir. Burada önemli olan yalnızca annenin çocuğu nasıl etkilediği ve biçimlendirdiği değil, çocuğun annesinin davranışını nasıl hissettiğidir. Her çocukta bulunan “anne imajı” annenin doğru bir portresi değil, bir “kadın imajı” yaratmada doğuştan varolan kapasitesinin (Erkek çocuk da animasının) ortaya çıkardığı ve renklendirdiği portredir. (Güneş=Baba/Ay=Anne; Ebeveyn modellerini önümüzdeki bölümde açıklamaya devam edeceğiz.)

Çocukluğa ait veriler: Yengeç burcu ve Yengeç burcu özellikleri yoğun olan bir çocuğun hafızası anıları yoğun bir hassalık ve duygusallıkla kaydeder. Anılara sığınarak ürkekliğini ve güvensizliğini saklamaya çalışır. Büyüme sürecine gözyaşı ve altını ıslatma da eşlik eder. Salya-sümük ağlayan ve sular-seller misali işeyen çocuklar genellikle su grubu burçlardan (ya da su elementi haritasında baskın olan) çıkar. (Yengeç-Akrep-Balık) Ruhsal ilk belirtilerin hep sidik torbası düzensizlikleriyle ilişkili olduğu tıpta da kabul gören bir gerçektir.

Değişken ruh halleri (Kapris): Ay gökyüzünde en hızlı hareket eden ışık olduğu için (Bir burç da yaklaşık iki buçuk gün kalır.) bulunduğu faza göre insanın ruh hali de durmadan değişir. Med-Cezir doğayı olduğu kadar insanı da dalgalandırır. Güneş, Ay ve Yükselen Yengeç burcundaysa ya da bir doğum haritasında diğer planetler Yengeç burcunda toplanmışsa o insanı anlamak için elinizin altında bir ay almanağı bulundurmanızda yarar vardır.

Hafıza: Ay –Merkür sert etkileşimi hafıza zayıflığına, Ay-Uranüs sert açıları hafıza kaybına, Ay-Neptün sert açıları ise hafıza karışıklığına yol açabilir.

Asabiyet ve Çılgınlık: Ay-Mars, Ay-Uranüs sert açıları dikkat çekicidir. ”Luna” latince Ay demektir. ”Lunatik” deyimi ise tıpta “delilik” kavramıyla açıklanır. Dolunay da suç işleme oranlarında ki artış istatistiklerle de belirlenmiştir. Eski söylencelerdeki “Kurt Adam” tiplemesi de Dolunaya atfedilen en uç örneklerinden biridir.


“Ay’la temsil edilen doğum karanlıkta başlar. Bizim için karanlık ölüm, depresyon, kimsesizlik demektir. Kötü bir şeydir. Karanlıktan korkarız, hemen ışıkları yakarız. Ay’ı Güneş’le bastırmaya çalışırız. Yani Tanrı’yı Tanrıça’ya tercih ederiz. Bilinçli halimizi bilinçsizliğe, bilmeyi bilmemeye, belirginliği belirsizliğe tercih ederiz. Belirsizlikten kurtulmak için ”bilmeye” aşırı önem veririz. Oysa karanlığı ancak Ay aydınlatabilir. Ancak Ay karanlıkla ışığı birleştirebilir. Ancak Ay bizi besleyenToprak Ana’yla temasa geçmemizi sağlayabilir. İyileşme ancak Ay’a özgü ışıkta barınır. İyileşmek ve bütünleşmek için Ay’ın karanlıklarına dalmamız, köklerimize doğru yönelmemiz, temellerimizi keşfetmemiz gerekir.Bunun için yalnızlık ve acıyı kabullenmemiz gerekir. İçimizdeki Tanrıça’nın, Toprak Ana’nın veya “anne”nin bize yol göstereceğine güvenmemiz gerekir. Ay’ın yolu kolay değildir, özveri ister. Acılar içinden yürümeyi öğrenmemizi ister. Ancak bütünleşme zorunlu olduğu için ellerimizi gökyüzündeki Tanrı’ya kaldırmamız faydasızdır. Yeraltında, karanlıkta bizi bekleyen Tanrıça ile temasa geçmeden bütünleşemeyiz."

Gelecek yolculuğumuz da hep beraber Güneş'in doğuşunu seyredeceğiz. Üstelik kral ve kraliçe (Aslan) nin merasim töreniyle.

TÜM SEVGİMLE
Hülya Balıkavlayan

Ayrıca Kaynaklarım:

Ders Notlarım ve
Medical Astrology (Jane Ridder-Patric)
Planets and Their Keywords (Reinhold Ebertin)
The Planets and Human Behaviour (Jeff Mayo)

6 yorum:

Adsız dedi ki...

yazılanlarda kendimi buldum ve az çok böyle bi insan olduğumu biliyordum ama asıl mesele şu bir yengeç insanıysanız şiirsel ve etkileyici yönlerinizi narsistçe gözünüzde büyütmemeli,duygusal her türlü dengesizliğinizi dışarı yansıtmamalısınız.Bu çok yakın olduğunuz insanları ürkütür ve sizden uzaklaştırır.(ki uzaklaşmasından da deli gibi korktuğunuz gerçeği de var.)bir de etki altına alınma meselesi var.Bi insana çok yakınsanız, dost ya da sevgili mesela, kendinizi kabul ettirmek için farkında olmadan onun kriterlerine göre hareket etmeye başlarsınız ve bu büyük ölçüde sizi yıpratır.Kendi renginizi bulmayı deneyin ve sizi eleştirirlerken mızmızlanmamaya çalışın :)

Adsız dedi ki...

artık bıktım gerçekten insanların yumuşak mizaçlıyım diye sataşıp durmasından beni esprilerine malzeme yapmalarından bıktım.keşke daha güçlü bi burcum ve kişiliğim olsaydı.

Adsız dedi ki...

Öncelikle teşekkür etmek istiyorum yengeç burcunu bu kadar detaylı anlattığınız için . gerçekten karakteristik yapımla birebir örtüşüyor yengeç olarak dogmanın farkındalığını buldum bu yazıları okurken sonsuz şükran dilerim.

Adsız dedi ki...

yengeç olmak ayrıcalık ama erkek yengeç olunca kızlarla konuşmak çok zor oluyor konuşamıyorsunuz sizden hoşlanan biriyle.

Adsız dedi ki...

yengeç burcu olmak hem erkek hemde kadın için bi ayrıcalık kadına yakışır erkeğe yakışmaz diye bişey yok orda yazan herşey doğru olcak diye bişeyde yok bazen kendiniz cesaretinizi toplamalı ve insanların önünde durmalısınız bu arada kızlar duygusal erkekleri sever bu sizin için bi avantaj PES ETME YOK !! :DD

Unknown dedi ki...

İyi yönleri okurken güldüm :) kötü yönleri okurken Yooo hiçte bile dediim :) oyuncu olmak istiyorum inşallah :)